Kara Kadans söyleşi serisinin üçüncü bölümünde, Jade Hairpins grubundan Jonah Falco ile grubun müzikal katmanları, sık sık beraber anıldıkları post-punk ile ilişkileri ve 28 Ağustos’ta gerçekleşecek ilk İstanbul konserleri üzerine konuştuk.

Jade Hairpins, Kanadalı punk grubu Fucked Up’ın davulcusu Jonah Falco ve baş gitaristi Mike Haliechuk tarafından 2018 yılında yan proje olarak Londra’da kuruldu. Bu yeni projede Falco ritim gitar ve vokale, Haliechuk ise bas gitara geçerken Londralı iki müzisyen Jack Goldstein ve Tamsin M. Leach de gitar ve davulda yer alıyor.

2008’den beri punk konserleri düzenleyen ve kendin-yap etiğiyle hareket eden İstanbullu organizasyon kolektifi Wargasm Records iştirakiyle düzenlenecek gecede Jade Hairpins’e, yeni albüm hazırlığındaki İstanbullu oi punk grubu Ofisboyz, 60’lar psychedelic rock türüne tekrar can veren Fuzziliers, ilk konserlerini vermek üzere alternatif metal grubu Azura ve post-punk/post-rock semalarından Mülksüzler eşlik edecek.
Bu gürültülü geceye saatler kala, biletler Biletino’da hâlâ satışta!
🗓️: 28 Ağustos 2024 Çarşamba
⏰: 20.00
📍: The Wall Performance & Saloon, Kadıköy
Söyleşiye geçmeden önce küçük bir not: Doğrusu, Falco’nun da ifade ettiği gibi, grubun doğrudan post-punk sahnesinin bir parçası olduğunu söylemek zor ancak “analog akustik ve elektronik peyzaj ile pop arayışı”ndaki Jade Hairpins’te post-punk sevenlere de iyi gelebilecek şeyler var. Öte yandan, bu söyleşi zihnimde post-punk sahnesine dair ufuk açıcı sorular oluşturdu ancak bu sorular başka bir yazının konusu olacak. Jonah Falco’ya uzun turneleri öncesinde vakit ayırıp söyleşi davetimi kabul ettiği için bir kez daha teşekkür ediyorum!
Şimdi, grubun 13 Eylül’de yayınlanacak yeni albümüne de adını veren ‘Get Me the Good Stuff’ arkada çalarken söyleşimize başlayalım.
Jade Hairpins fikri nasıl ortaya çıktı ve grubun ilk vizyonu neydi?
Grup, Mike ile benim bir şarkı yazım projemizden doğdu. Başlangıçta, her şarkı müzikal ve sözsel olarak kendi fikir istasyonu gibiydi. Albümün bağlamında söz hakkı olan karakterlerden oluşan bir tür koro yaratmayı hedefledik. Müzikal olarak ise, New Order veya Happy Mondays’e yakın, parlak ve enerjik pop’a benzer bir müzik yapmaya çalıştık.
Jade Hairpins’i belirli bir konsepte veya tematik odağa sahip görüyor musunuz? Eğer öyleyse, bu temaları söz ve müziğinizde nasıl işliyorsunuz?
“Get Me the Good Stuff” adında 13 Eylül’de çıkacak yeni bir uzunçalarımız var, tematik olarak bir kahramanın kendini keşfetme ve özgüven yolculuğu etrafında dönüyor. Müzikal olarak, her zamanki gibi, bu zengin ses dokumasını yaratmak için mecazlar ve müzik türleriyle oynuyoruz. Her zaman melodiye, dans edilebilirliğe ve tuhaflığa vurgu yapıyoruz.
“Müzik türleriyle oynuyoruz,” dedin. Bu türleri nasıl harmanlıyor ve size özgün taze bir şeyi nasıl yaratıyorsunuz? Jade Hairpins’in sound’unu şekillendiren bazı temel etkileri paylaşabilir misin?
Bence bunlar müzik için doğrudan bir analog olmaktan ziyade sese bir bağlam kazandırmaya yardımcı olan kolay başlangıç noktaları. Punk patlamasından sonra insanlar bağımsız müzik yapmayı tamamen yeni ve görünüşte sınırsız yerlere taşıdı, özellikle de bir plak şirketine (veya bir kariyere) “ihtiyaç duyma” kısıtlamaları olmadan. Bizi Orange Juice ve New Order ile karşılaştırmayı severdim çünkü bu gruplar punk rock’ın ilk patlamasının içinde ve arasında ortaya çıktılar ve yaklaşımı korurken sesi farklı bir yere taşıdılar. Yeni albümümüz gerçekten (yine) eklektik. T-Rex’in basit ve büyük sesleri ve 1970’lerin sonundaki İngiliz kendin-yap’ının alçakgönüllülüğünün yanı sıra Sparks ve Queen’in tiyatrosuna gerçekten eğiliyoruz.
Bunu, post-punk ve indie rock kavramlarıyla da anıldığınız, İstanbul’daki konseriniz öncesinde de “post-punk” etiketiyle duyurulduğunuz için soracağım. Modern post-punk sahnesini nasıl algılıyorsun? Jade Hairpins’in post-punk geleneğine nasıl uyduğunu ya da bu gelenekten nasıl ayrıldığını düşünüyorsun?
Post-punk, biraz önce dediğim gibi, 1977’de “punk” olarak etiketlenen müzik patlamasından sonra ortaya çıkan müzik için kolay bir niteleme. Sürekli olarak kasvetli bir müzik ve karanlık lirik mecazlar kategorisine sokuluyor gibi görünse de bizim versiyonumuz Alternative TV, erken dönem İskoç indie’si ve hatta The Boomtown Rats gibi powerpop ile daha çok ortak noktaya sahip. Yine de bu sadece benim dar bakış açım. Muhtemelen, geliştirmekte olduğumuz bu dağınık ve şık sesi yaratmak için 1990’ların Dee-Lite’ı ve sample ağırlıklı müziğinden eşit derecede etkileniyoruz. Aynı zamanda, Pulp ile Television Personalities’in birçok melodimiz için iyi bir ses yansıtıcısı olacağını düşünüyorum.
Ancak eğer post-punk sahnesi diye bir şey varsa, biz pek orada değiliz. Nereye uyduğumuzu anlamakta zorlanıyorum. Punk için fazla pop ve zarif, pop için fazla kaotiğiz… En azından şimdilik!
Anlıyorum. Peki, biraz da Jade Hairpins’in Türkiye’deki ilk konserinden bahsedelim. Beklentileriniz neler? İstanbul’da konser vermek nasıl bir duygu? Buradaki dinleyicilerinizle nasıl bir bağ kurmayı planlıyorsunuz? Bu konser için herhangi bir sürpriz var mı? Özel planlarınız ya da gösteriye dahil edeceğiniz benzersiz unsurlar mesela…
Daha önce iki farklı grupla iki kez İstanbul’da çalma şerefine nail oldum ve rahatlıkla söyleyebilirim ki, her iki deneyim de birbirinden çok farklıydı ve her ikisi de harika ve gerçekten besleyiciydi. İnsanlar arkadaş canlısı, mekanlar iyi ve İstanbul tarihî ve kozmopolit bir yer, bu yüzden bir başka harika konser daha bekliyorum! Umarım, kendimiz olarak dinleyiciyle bağlantı kurabiliriz. Keşke sizi şaşırtacak eğlenceli bir sürprizimiz olsaydı ama konseri izlemeniz gerekecek!
Daha önce Türkiye müziği veya kültürüyle ilgili herhangi bir deneyimin oldu mu? Gelecekteki çalışmalarınız için herhangi bir potansiyel etki görüyor musun?
Buraya son gelişimde bazı havalı punk gruplarıyla tanışmış ve onlarla çalmıştım, hatta Die in Vain adlı bir İstanbullu punk grubu için bazı müzikler yaptım. 60’lar ve 70’lerden Türk pop ve psych müziğini keşfettiğim bir dönemden geçtim, hatta Alpay adında bir sanatçının cover’ını kaydettim… Bu müziğin, melodi ve geleneksel tarzları modern yöntemlerle harmanlama konusundaki düşüncelerimi etkilediğini söyleyebilirim.
Son olarak, yakında çıkacak ikinci albümünüzden bahsettin. Get Me the Good Stuff hakkında bize biraz bilgi verebilir misin? Sınırları gerçekten zorladığınız belirli bir parça var mı?
Yeni albüm, yaptığımız en sevdiğim çalışma – bugüne kadar yaptığımız tüm müziklerden daha büyük, daha garip ve daha eğlenceli. Normal sound’umuzdan en uzak şarkının adı “Better Here Than in Love” ve albümdeki favorilerimden biri. Harika melodiler ve harika bir UK Garage sanatçısı olan yeni arkadaşımız Ell Murphy’nin konuk vokalleri ile yavaş ve sinerjik bir groove!
Söyleşi serisinin sonraki bölümlerinde hangi isimlerle bir araya gelmemizi istediğini Kara Kadans Instagram ve Bluesky hesaplarını takip ederek paylaşmayı unutma. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!




