1970’lerin sonu ve 1980’lerin başında ortaya çıkışlarından bu yana goth ve post-punk’ın; güzelliği karanlıkta, iç gözlemde ve duygusal derinlikte bulanlar için bir sığınak görevi gördüğünü her fırsatta tekrarlarım. Kökleri post-punk müziğe, edebiyata ve avangart estetiğe dayanan bu alt kültürler her zaman moda ya da müzikten daha fazlası olmuşken ayrıca kendini ifade etme, toplumsal normları eleştirme ve melankoliyi kucaklama üzerine kurulu sanatsal hareketlerdir.
Yine de, zengin kültürel önemlerine rağmen, goth ve post-punk toplulukları acımasızca yanlış temsiller, itibarsızlaştırmalar ve karalamalarla karşı karşıya kalmıştır. Medya kaynaklı ahlakî paniklerden devlet baskısı ve din temelli zorlamalara kadar, bu alt kültürler haksız yere şiddet, ruh sağlığı sorunları ve sosyal çürüme ile ilişkilendirilmiştir. Oysa, goth ve post-punk; ister duyguları ister kimlikleri ya da dünya görüşleri nedeniyle olsun, ana akım toplum tarafından yabancılaştırılmış hissedenler için bir alan sunmuştur. Bu anlamda, söz konusu alt kültürlerin karşı karşıya kaldığı düşmanlık bize goth ve post-punk’ın kendisinden ziyade dünyanın farklılık korkusu hakkında daha çok şey söylüyor.
Bu yazıda, goth ve post-punk’ın farklı dönemlerde ve bölgelerde nasıl şeytanlaştırıldığını, bu yanlış anlamaların neden sürdüğünü ve topluluğun direnmeye ve gelişmeye nasıl devam ettiğini araştırıyoruz.
Ahlakî Panik ve Medya Sansasyonları
Gotik ve post-punk’ın karalanmasının en yaygın yollarından biri, medya kaynaklı ahlakî paniklerdir. Ana akım tarafından genellikle yanlış anlaşılan bu alt kültürler, trajediler ve sosyal sorunlar nedeniyle günah keçisi ilan edilerek haklarındaki zararlı klişeler pekiştirilmiştir. Bunların somut yaşamdaki karşılıklarına beraber bakalım.
Columbine (ABD, 1999): Nisan 1999’da Colorado’daki Columbine Lisesinde gerçekleşen trajik okul saldırısından sonra ilk raporlar, saldırının faili iki gencin gotik olduğunu ve karanlık müzikler dinleyen bir “Trençkot Mafyası”nın parçası olduğunu iddia etti. Görünüşe göre, aslında herhangi bir yazılı kurala sahip olmayan bir grup öğrenci okula siyah trençkot ve pardesülerle geliyordu; bu grup sıklıkla okuldaki sporcu gençlerin zorbalıklarına maruz kalıyor, yeni gelen öğrencileri de bu zorbalardan korumaya çalışıyordu. Saldırganların bu grubun üyesi olduğuna dair temelsiz iddialar daha sonra tamamen çürütülmüşse de, olan oldu. Goth kültürü tehlikeli olarak resmedildi ve estetiğinin ve yabancılaşma temalarının şiddete yol açtığı fikrini güçlendirdi. Bu arada, saldırıyı gerçekleştiren ikilinin Nazi Almanyasına duydukları hayranlık ise neredeyse hızlıca gözden kaçırıldı.
Sophie Lancaster Cinayeti (İngiltere, 2007): Genç bir gotik kadın olan Sophie Lancaster, Ağustos 2007’de Lancashire, İngiltere’de sadece görünüşü nedeniyle vahşice saldırıya uğrayarak öldürüldü. Medyanın büyük bir bölümü, bu suçu bir hoşgörüsüzlük eylemi olarak vurgulamak yerine gotik alt kültürü “aşırı bir yaşam tarzı” şeklinde ele alarak insanların bu kültüre şiddetle tepki gösterebileceklerini açıkça meşrulaştırdı.
Gotikler tarafından bu olay, insanların gotik alt kültürüne bağlılıklarının bir sonucu olarak maruz kalabilecekleri toplumsal hoşgörüsüzlük, şiddet ve istismarın en uç örneği olarak algılandı. Birleşik Krallık ve İrlanda’daki bir dizi gotik konser ve gece kulübü, Whitby Goth Weekend de dahil olmak üzere, Ekim ve Kasım 2007’de Sophie Lancaster’a bir gece ayırdı. Bu etkinliklerde toplanan bağışlarla Whitby’de Lancaster için bir anma bankı inşa edildi.
Nisan 2013’te Greater Manchester Polisi gotiklere ve diğer alternatif gruplara karşı işlenen suçları – tıpkı ırk, engellilik veya cinsel yönelime yönelik suçlarda olduğu gibi – nefret suçu olarak kaydetmeye başlayacağını duyurdu. Haziran 2017’de BBC Three, Lancaster’ın ölümünü çevreleyen olaylara dayanan ve BAFTA TV Ödülü de kazanan Murdered for Being Different (“Farklı Olduğu İçin Öldürülen”) adlı bir film yayımladı.

“Emo ve Goth” Yasağı (Rusya, 2008): 2008 yılında Rus hükümeti, depresyon ve intiharı teşvik ettiği iddiasıyla emo ve goth kültürünü yasaklamaya çalıştı. Daha geniş bir “ahlaka uygun yetiştirme” kavramından hareketle, yasanın odak noktalarından biri emo kültürüydü. O dönemde NME Magazine tarafından haberleştirilen mevzuat, “emo web sitelerini ağır bir şekilde düzenleme ve okullarda ve hükümet binalarında emo ve goth giyim tarzını yasaklama”ya yönelikti. Yasa ülkede uygulanmadı ancak oylamaya sunulmuş olması bile konunun vahametini anlamaya yetiyor.
Bu tür yanlış temsiller bir damgalama döngüsü yaratmaktadır: gotikler ve post-punk’lar yabancı olarak görülmekte, resmi yetkililer ve medya tarafından hedef gösterilmekte ve bu da onlara karşı düşmanlığı daha da körüklemektedir.
Devlet Sansürü ve Toplumsal Baskılar
Medyanın yanlış temsilinin ötesinde, hükümetler – özellikle otoriter rejimler – gotik ve post-punk kültürünü aktif bir şekilde bastırmış, bu alt kültürleri genellikle yıkıcı veya ahlakî açıdan yozlaşmış olarak görmüşlerdir. Bu baskılar, goth ve post-punk’ın gerçekte sadece alternatif kendini ifade etme yolları olmasına rağmen sosyal düzene yönelik tehditler olarak nasıl ele alındığını göstermektedir.
Sovyetler Birliği (1980’ler): Punk ve post-punk büyük Sovyet şehirlerinde bir alt kültür olarak değil, yasadışı ve dolayısıyla arzulanan bir faaliyet olarak yayıldı. Çökmek üzere olan bir rejim ve özgürlük rüzgârı karşısında ayakta ve iktidarda kalmaya kararlı Batı-dışı anlayış, müzisyenler arasında öncelikle daha iyi gitarlara ve synth’lere sahip Batı’ya yaklaşma konusunda tereddüt yarattı. Çünkü post-punk, Sovyet algısında, Batıdan etkilenmiş ve sosyalizm karşıtı bir hareket olarak görülüyordu. Gruplar sansürlendi, konserler yasaklandı ve birçok müzisyen yeraltında faaliyet gösterdi. Bugün bile eski Sovyet devletleri, alternatif alt kültürlere karşı kısıtlayıcı tutumlar sergilemeye devam etmektedir.
Örneğin, Belarus’ta 2020 yılında yapılacak (hileli) erken seçimden kısa bir süre önce iki DJ, Viktor Tsoi’nin grubu Kino’nun Хочу Перемен (“Değişim İstiyorum”) şarkısını hükümet yanlısı bir mitingde izinsiz çaldıkları için tutuklandı. Kalabalığın şarkıya eşlik etmesi üzerine organizatörler fişi çekti ve DJ’ler 10 günlük gözaltına mahkum edildi.
Okullarda “Karanlık” Alt Kültürlerin Yasaklanması (Çin, 2019): Çinli yetkililer, öğrencileri olumsuz etkilediğini iddia ederek okullarda gotik ve emo modasını yasakladı. Birçok gotik, kamusal alanlarda ayrımcılıkla karşılaştı. Yine 2019’da Çin’in güneyindeki Guangzhou şehrinde bir kadın, metroya binmeden önce “diğer yolcuları rahatsız edecek kadar korkunç görünen” goth makyajını silmeye zorlandı.
Bunun üzerine Çinli sosyal medya platformu Weibo’nun binlerce kullanıcısı #ASelfieForTheGuangzhouMetro hashtag’iyle gotik makyajlı ve koyu renk kıyafetli selfie’lerini paylaşmaya başladı. Guangzhou Metrosu bu protesto karşısında özür diledi ve ilgili bir personeli açığa aldı ancak bu, Çin’de alt kültürlerin daha geniş bir toplumsal kabul görmesi çağrısında bulunan ve giderek büyüyen sosyal medya tepkisini durdurmaya yetmedi.
Dindar ve muhafazakar gruplar da uzun zamandır gotik ve post-punk kültürüne düşmanca yaklaşmakta ve bu alt kültürleri satanizm, cadılık veya ahlakî yozlaşmayla ilişkilendirmektedir. 1980 ve 1990’larda ABD ve İngiltere’de Evanjelik gruplar, gotik müzik ve imgelerin şeytana tapmaya teşvik ettiğini iddia ederek bazı albümlerin yasaklanmasına, okullarda gotik modaya karşı kıyafet yönetmelikleri çıkarılmasına ve hatta gotik gençler için kilise öncülüğünde “şeytan çıkarma ayinleri” düzenlenmesine yol açmıştır. Bazı Latin Amerika ülkelerinde genç gotikler, kendilerini Hristiyan değerlerine tehdit olarak gören aşırı dinciler tarafından taciz edilmiştir. Papazlar ebeveynleri çocuklarını gotik kültürden “kurtarmaya” çağırmıştır. Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerindeki gotik ve metalhead’ler “ahlaka aykırı davranış” veya “büyücülüğe” karşı muğlak yasalar uyarınca tutuklanmıştır.
Gotik ve post-punk’ın karalanmasının daha çok dillendirilmesi gereken nedenlerinden bir diğeri de, geleneksel toplumsal cinsiyet normlarına meydan okumalarıdır.
Robert Smith’in dağınık saçları ve kırmızı rujundan 80’lerin gotik ikonlarının dantel ve deri estetiğine kadar gotik moda uzun zamandır androjenliği benimsemiştir. Katı ikili cinsiyet rejimini dayatan toplumlarda bu meydan okuma, tehdit edici olarak görülmektedir. Bu alt kültürlerdeki kadınlar genellikle “baştan çıkarıcı”, “karanlık dişi” ve hatta “cadı benzeri” olarak etiketlenmiştir. Bunlar açıkça, geleneksel cinsiyet rollerinden sapan kadınlara yönelik tarihsel korkuları yansıtmaktadır. Daha da önemlisi, birçok gotik ve post-punk alan, LGBTİ+’ları da kapsamaktadır. Bu durum, muhafazakar toplumların bu alt kültürleri “ahlakî çöküşün” bir parçası olarak görmesine neden olmuş ve hem kültürel damgalamaya hem de queer gotiklere yönelik açık şiddete yol açmıştır.

Goth ve Post-Punk Topluluğunun Direnci
On yıllardır süren yanlış temsil ve baskılara rağmen, goth ve post-punk gelişmeye devam etti. Tüm saldırılara rağmen gotik kültürü, yeraltı mekanlarında ve çevrimiçi topluluklarda gelişmeye devam ederek korku odaklı baskının sanatsal hareketleri bastırmak için çok az işe yaradığını kanıtladı. Bugün pek çok çevrimiçi müzik platformu, goth sanatçıların ve dinleyicilerin ana akım sansürleri aşarak dünya çapında bağlantı kurmasına olanak sağlıyor. Her yıl farklı ülkelerde gerçekleştirilen goth festivaller ve diğer etkinlikler sayesinde goth ve post-punk, canlı ve bağımsız hareketler olarak kalabiliyor. Birçok modern goth ve post-punk sanatçısı müziklerini bir sosyal eleştiri biçimi olarak kullanıyor ve anlatılarını, onları “yanlış anlayanlardan” geri alıyor. Bu alt kültürler her zaman önyargılarla karşılaşsa da dayanıklılıkları, alternatif sanat ve kimliğin silinemeyeceğini kanıtlıyor.
Toplum, ana akım medya ve her şeyden önemlisi alternatif medya; bu alt kültürleri kriminalize etmek, bastırmak ya da sansasyonel hâle getirmek yerine, onları gerçekte oldukları gibi tanımlamak zorunda: sanatsal, iç gözlemsel ve derinlemesine insani olarak…




