2010 yılında Nicholas Wood’un solo projesi olarak başlayıp 2011’in sonlarında Kat Day’in de katılmasıyla ikili olarak yoluna devam eden ve coldwave, post-punk revival ve shoegaze dünyasında kendisine ayrı bir yer edinen The KVB, 12 yıl aradan sonra İstanbul’daki ikinci konserini vermeye hazırlanıyor. 

Kat Day ve Nicholas Wood (Fotoğraf: KEYI Studio)

Yankıya boğulmuş gitarlar, titreşen elektronikler ve neredeyse ruhani vokallerin hipnoz eden karışımıyla tanınan ikilinin sesi, 2012 tarihli ilk albümleri “Always Then”deki ham, endüstriyel kenarlardan yıllar içinde daha cilalı ve akılda kalıcı bir estetiğe doğru evrildi. Erken dönem kayıtlarında Cabaret Voltaire ve The Jesus and Mary Chain gibi gruplardan ilham alan The KVB, kimliğini sürekli olarak rafine ederken sound’undaki dengeyi ise her zaman korudu. 

Nisan başında birinci yaşını dolduracak olan son albümleri “Tremors” ile bugüne kadarki en eksiksiz ve sürükleyici çalışmalarını sunan The KVB ile 22 Nisan 2025’teki İstanbul konseri öncesi yaratıcı süreçleri, müzikal evrimleri ve canlı performansları hakkında konuştuk. 

%100 Müzik katkılarıyla gerçekleşecek bu atmosferik gecenin biletleri Biletino, Passo, Biletinial, BuGece, Bubilet ve Biletix gibi dijital satış noktalarında! (Tercih ettiğin sitenin ismine tıklayarak biletini alabilirsin.)

🗓️: 22 Nisan 2025 Salı

⏰: 21.30

📍: Blind İstanbul

2012 tarihli ilk albümünüze adını veren Always Then, Spotify’da 18 milyondan fazla dinlendi. Yanılmıyorsam bu ilk albümden sonra 8 stüdyo albümü, yeniden kaydedilmiş parçalardan oluşan bir iki albüm, canlı kayıtlar ve çok sayıda EP, tekli ve remiks yayımladınız. Çok üretken bir ikili olduğunuzu söylemek işten değil. Müziğinizde size ilham veren ve bu kadar çok üretmeniz için sizi motive eden şey nedir?

Nick: Yaratıcı olmaktan keyif alıyoruz ve halihazırda sahip olduğumuzdan daha iyi bir şey yaratma arzumuz var. Şanslıyız ki, insanlar bu projeyi sevdi ve albümleri satın alıp konserlere gelerek destekledi. Bu da bizi olabildiğince üretken olmaya devam etmemiz için motive etti.   

Müziğiniz post-punk, shoegaze, coldwave ve elektronik öğeleri harmanlıyor. Birçok kişi tarzınızı Joy Division veya Suicide gibi klasik post-punk ve darkwave gruplarıyla karşılaştırıyor. Kendinizi bu çizginin bir devamı olarak mı görüyorsunuz yoksa farklı mı düşünüyorsunuz?

Nick: Evet, tüm bu tür müzikler ilk etapta projeye başlamamız için ilham kaynağı oldu. Her ne kadar belli başlı türler söz konusu olduğunda kendimizi dışarıdan biri gibi hissediyor olsak da, belirli bir sahneye tam olarak bağlı değiliz fakat farklı sahnelerle uzaktan ilişkiliyiz.

Joy Division’ı düşündüğümde aklıma pek çok şeyin yanı sıra elbette Manchester geliyor. Londra ve Berlin gibi her biri kendi derin müzik tarihine sahip şehirlerde yaşadınız. Daha önce, Berlin’in elektronik sahnesinin sound’unuzu nasıl etkilediğinden bahsetmiştiniz. Manchester’a taşınmanızın üzerinden de bir süre geçtiğine ve son albümünüz “Tremors”ı Manchester ve Bristol arasında yazdığınıza göre, buranın müzikal mirasının da çalışmalarınızı şekillendirmeye başladığını hissediyor musunuz? 

Nick: Manchester’ın müzik tarihinin etkisi her zaman kendi müziğimizin arka planında olmuştur, bu nedenle burada yaşamanın bunu daha da şekillendirip şekillendirmediğini söylemek zor. Son yıllarda çalışmalarımızı etkileyen en büyük şeylerden biri turne ve seyahatler. Çin, Meksika, Kazakistan, ABD gibi ülkelerde turneye çıkabildiğimiz ve bunu yaparken yeni müzikler ve sanatçılar keşfedebildiğimiz için şanslıyız.

Miras ve zamandan bahsetmişken, müziğiniz birden fazla dönemde var olabilirmiş gibi geliyor – 80’ler, günümüz, hatta gelecek. Eğer zamanda yolculuk yapabilseydiniz, hangi müzikal dönemi ziyaret ederdiniz?

Kat: 1980’ler olabilirdi. Londra, Manchester ve ötesindeki partiler, kaçırılmayacak kadar iyi geliyor.

Nick: 1960’ların sonu diyebilirim, en sevdiğim müziklerin çoğu o dönemden geliyor. Yine de muhtemelen çok fazla LSD’den kaçınırdım.

Yıllar boyunca müziğiniz remikslerle yeniden tasarlandı ve siz de diğer sanatçıların çalışmalarını yeniden şekillendirdiniz. Yaşayan ya da şimdi hayatta olmayan herhangi bir sanatçının bir The KVB parçasını remikslemesini ya da coverlamasını isteseydiniz, kimi seçerdiniz?

Kat: Soulwax! Dokundukları her remiksle gerçekten birer dahiler.

Nick: The Soft Moon’dan (Huzur içinde uyusun.) Luis’e bir parçamızı remiksletememiş olmamız çok yazık… Bu çok özel olurdu. 

The KVB üyeleri Luis Vasquez (sağdan ikinci) ile beraber. Kaynak: https://x.com/TheKVB

Son albümünüz “Tremors” hakkında konuşmaya başlayalım. “Tremors”ı ‘distopik pop’ olarak tanımladınız; albüm kıyamet, kayıp ve insanlık durumu temalarıyla beraber daha derin bir karamsarlık ve güvensizlik içeriyor. Ayrıca, bir önceki albümünüz “Unity”nin bulaşıcı enerjisini korurken bu albümle daha karanlık köklerinize geri döndünüz. İçinde yaşadığımız zaman göz önüne alındığında, müziğinizi günümüzün bir yansıması mı yoksa gelecek olanın bir önsezisi olarak mı görüyorsunuz?

Kat: Bir yansıma ama her zaman kasıtlı olarak değil. Bir kaydı tamamladıktan sonra, eserin mayalanması ve niyetlerin gerçekleşmesi her zaman zaman alır. Ancak bir süre sonra eserin neyi yansıttığını gerçekten anlayabiliyoruz. Diğer yandan, albümlerimizdeki temaların çoğu zamansız. 

Albüm kapaklarınızın ve kliplerinizin görsel estetiği de en az sound’unuz kadar atmosferik. Kat, sen daha önce, kullandığınız görselleri konserlerinizin atmosferini şekillendiren “grubun üçüncü üyesi” olarak tanımlamıştın. Çalışmalarınız genellikle doğa, mimari, dijital bedenler ve analog eserler gibi temaları araştırıyor. Özellikle de 3D render ve brütalizmden ilham alan canlı görseller konusundaki son deneyimlerinizle, görselleriniz ve müziğiniz arasındaki ilişkinin nasıl geliştiğini düşünüyorsun?

Kat: Bedenin tamamını kaplamak benim için gerçekten önemli, özellikle de görüntüyü neredeyse ‘okşamanızı’ sağlayan beyin/göz bağlantısı.

Brütalist estetiğe olan ilgi, bir başka ortak noktamız gibi görünüyor. 2010’daki “The Black Sun” demo EP’nizin kapağından bu yana birçok eserinizde brütalist mimari unsurlarını kullandığınızı görüyorum. Bunlar arasında “Always Then”in kapak resmi şimdiden bir klasik haline geldi. Şimdi “Tremors”ın beni daha da fazla etkilediğini söylemeden edemeyeceğim. Dinleyicileriniz “Tremors”ın kapağındaki mekânı çok merak ediyor ve bunun Milano’daki Pirelli Tire Binası olduğunu iddia ediyor. Kara Kadans’ta brütalist mimari öğelerin post-punk kültüründe bir başkaldırı biçimi olarak önemine dair bir yazı yayımlamıştık. Müziğinizin temsili olarak mekânlar, mimari ve bunların görsel olarak yeniden yorumlanması hakkında neler söylemek istersiniz?

Kat: Bunu söylemekten nefret ediyorum ama yanılıyorlar, “Tremors”ın kapağındaki bina gerçek hayatta mevcut değil. Bu 3D render; Paul de Ruiter Architects’in Villa Kogelhof’undan, Sir Denys Lasdun’un UEA binasından ve Marcel Breuer’in Terminal Neige’sinden esinlenildi. Pirelli Tire ile “Always Then”in kapağındaki binayı mı kastettiklerini merak ediyorum, eğer öyleyse, orası da Mexico City’deki Torre Latinoamericana olduğu için yanılıyorlar. 

Kulağa gerçekten ilginç geliyor, brütalizmi daha önce isyanla ilişkili olarak hiç düşünmemiştim. Ben şahsen brütalist mimariyi seviyorum çünkü savaş sonrası iyimserlik döneminde inşa edildiler; insanların topluluk, sanat ve ütopik idealler için çabaladığı bir dönemi temsil ediyorlar. Barbican Estate bunun mükemmel bir örneği. Bugünden tamamen farklı hissettiriyor; sanırım bu yüzden, daha iyi bir toplum için bir tür nostalji. Sadece bu da değil, aynı zamanda onları güzel buluyorum ve malzemelerin minimalist, heykelsi yaşam alanlarına indirgenmesini ve betonun dokunulabilir doğasını seviyorum. Birleşik Krallık’ta bu tasarım geleneğinin bazı simgelerinin yıkılması (örneğin, Doğu Londra’daki Robin Hood Gardens) ve yerlerine zengin ve yoksul arasındaki uçurumu daha da derinleştiren kapitalist güdümlü yeni apartman dairelerinin inşa edilmesi gerçekten utanç verici. 

The KVB’nin 2024 tarihli “Tremors” albümünün kapağı. Hazırlayan: Kat Day

Şimdi sahneye geri dönüyorum. Canlı performanslarınıza büyük önem ve özen gösteriyorsunuz. Öyle ki “Tremors” albümü, canlı performanslar düşünülerek yazıldı. Sesiniz bu kadar katmanlı ve atmosferik olunca, bunu canlı ortama aktarma şekliniz gerçekten etkileyici olmalı! Canlı performans sergilemenin en sevdiğiniz yanının ne olduğunu merak ediyorum. Kalabalığın enerjisini hissetmek, seslerle deneyler yapmak ya da belki başka bir şey?

Kat: Seyirci için tamamen sürükleyici bir deneyim olmasını istiyoruz. Seyirci ve kendimiz arasındaki enerji geri bildirimi döngüsünü seviyorum. Hiçbir şey bu coşkulu hissin yerini tutamaz.

Nick: Şarkılarımız, canlı çaldıkça her zaman yeni formlar alıyor. Bu yüzden eski şarkılarımız ilk kaydedildiklerinden biraz daha farklı geliyor. Bu gelişimi dinleyicilerle paylaşmak çok güzel.

Bu Nisan ayında sanırım ilk kez İstanbul’da sahne alacaksınız. Beklentileriniz ya da dört gözle beklediğiniz belirli şeyler var mı? Halihazırda birçok farklı ülkede konserler verdiğinizi düşünürsek, müziğinizi farklı kültürel ortamlarda yeni dinleyicilerle buluşturmak nasıl bir duygu? Türkiye deneyiminin öncekilerden nasıl farklı olacağını öngörüyorsunuz?

Kat: Aslında bu ikinci olacak. Çok çok uzun zaman önce, 2013 yılında Peyote adlı bir yerde sahne almıştık. Bu kadar farklı ülkeyi deneyimlediğimiz için kendimizi çok şanslı hissediyoruz ve bunu sanatımız için son derece ilham verici buluyoruz. Canlı performansımız, on iki (!?) yıl öncesinden bu yana tamamen değişti ve bu yüzden şarkılarımızın daha genişletilmiş bir versiyonunu İstanbul’a getirmeyi gerçekten dört gözle bekliyoruz.

Son olarak, dinleyicilerinizde uyandırmayı hedeflediğiniz belirli bir duygu, paylaşmaktan özellikle heyecan duyduğunuz bir parça var mı? Genel olarak, sahnede sizden neler duyacağız?

Nick: Bunca yıl sonra tekrar Türkiye’de çalma şansını yakaladığımız için mutlu olduğumuzu söyleyebilirim. Yeni albümümüzden şarkılar daha önceki turnelerimizde çok beğenilmişti, ancak eski parçalara verilen tepkiyi görmek de beni aynı derecede heyecanlandırıyor.


Söyleşi serisinin sonraki bölümlerinde hangi isimlerle bir araya gelmemizi istediğini Kara Kadans Instagram ve Bluesky hesaplarını takip ederek paylaşmayı unutma. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.