Some people think little girls should be seen and not heard… But I think — OH BONDAGE! UP YOURS!
– Poly Styrene
“Bazı insanlar küçük kızların sadece görülüp ses çıkarmamaları gerektiğini düşünür… Ama ben diyorum ki—KAHROLSUN BAĞLILIK! HADDİNİZ BİLİN!” (editörün çevirisi)
Punk’ın erkek egemen sahnesi, 1970’lerin sonunda kaos ve öfke doluydu ama bu öfke genellikle erkekliğin öfkesi, beyazlığın kriziydi. Poly Styrene o sahneye çıktığında sadece müzikal bir şok değil; aynı zamanda feminist bir çatlak yarattı. Punk’ın erkekliğine, kapitalizme, beyaz estetik normlarına ve kadın bedeninin metalaştırılmasına karşı çıkan ilk seslerden biriydi.
O, sahnede görünmeyi değil duyulmayı seçti. Ve sesi hâlâ susmadı.

Estetik Boykot
Poly Styrene’in estetiği, dönemin “seks objesi kadın vokal” beklentilerinin tam tersiydi. Diş telleri, kalın gözlükler, ikinci el giysiler… Güzel olmaya çalışmıyordu, dikkat çekmeye de. Kadın bedeninin süslenmesi ve satılması gerektiği fikrini doğrudan reddediyordu.
My mind is like a switchboard with crossed and tangled lines / Contented with confusion that is plugged into my head
– The Day The World Turned Day-Glo, X-Ray Spex
“Zihnim, birbirine karışmış ve düğümlenmiş hatlarla dolu bir santral gibi / Kafama takılı olan bu karmaşadan memnunum sanki” (e.ç.)
Bu sözlerle kadınlara yüklenen “netlik, açıklık, güzellik, düzen” beklentisini alt üst eder. Poly Styrene için kadınlık, bir vitrinde sergilenecek bir imaj değil, kaotik bir bilinç hâlidir.
Kimlik Krizdir: Ticarileşmiş Feminizme Karşı
Identity is the crisis, can’t you see?
– Identity, X-Ray Spex
“Kimlik krizdir, görmüyor musun?” (e.ç.)
Styrene’in bu sözü bugün bile yankılanıyor. 2020’lerde “feminizm” artık reklam kampanyalarında, tişörtlerde, Instagram biyografilerinde sıkışıp kaldı. Poly Styrene ise feminizmi piyasaya karşı bir varoluş biçimi olarak sahneye taşıdı. Kimliğin sabit, satılabilir bir şey olmadığını haykırdı. Onun için kimlik; bedenin, ırkın, cinsiyetin, sınıfın ve sistemle savaşmanın karışık bir bileşimiydi.
Tüketimi Reddet, Sahneyi Ele Geçir
Artificial nature, I want to be a machine!
– I Am a Poseur, X-Ray Spex
“Yapay doğa, ben bir makine olmak istiyorum!” (e.ç.)
Styrene’in sözleri, feminizmle doğrudan bağlantılıydı: Moda endüstrisinin kadınlara dayattığı kimlikler, bedenin süslenerek toplum için “kabul edilir” hâle getirilmesi, tüketimle paketlenen güzellik normları. Oysa Poly Styrene bu paketlemeyi geri fırlattı. Sahneye çıkıp “makineleşmeyi” ironize ederek kadının üretim-tüketim döngüsündeki nesneleştirilmiş yerini ifşa etti.
Sistem onu ‘deli’ ilan etti çünkü onu anlamıyordu…
1980’lerde ona “şizofren” dediler. Sonradan bipolar bozukluk tanısı kondu. Erkeklerin öfkesi “rock’n’roll ruhu” sayılırken, bir kadının duygusal iniş çıkışları hastalıklaştırıldı.
Foucault’nun “delilik” kavramı tam da burada devreye giriyor: Kadınlar tarih boyunca marjinalleştirilmek için “hasta” ilan edildiler. Poly Styrene ise kendi çılgınlığını da sahiplendi, iyileşmeye değil dönüştürmeye yöneldi.
Çünkü Biz Hâlâ Zincirliyiz!
Bugün “feminist” kelimesi logolara, tişörtlere, influencer postlarına dönüştü. Ama Poly Styrene’in çığlığı orada hâlâ taze duruyor: “OH BONDAGE! UP YOURS!”
O çığlık, sadece zincirleri kırmak için değil, zincirlerin sistem tarafından nasıl süslendiğini göstermek içindi.
Warrior in Woolworths, humble they may seem / Behind their innocence they plot and scheme
– Warrior in Woolworths, X-Ray Spex
“Woolworths’ta bir savaşçı, mütevazı görünebilir / Masumiyetlerinin ardında planlar ve entrikalar gizli” (e.ç.)
Styrene’in gözünden kadınlar mağaza raflarında değil sokakta, sahnede, bilinçte savaş verir. Onlar yalnızca sistemin dayattığı kalıplarda boğulan figürler değil; o kalıpları yerle bir eden, her çığlığıyla yeni bir anlatı inşa eden radikal öznelerdir. Tüketim kültürü onları güzellik normlarıyla paketlemeye çalışsa da asıl tehditkâr olan şey, onların paket dışı kalma ısrarıdır. Poly Styrene’in sesi tam da bu noktada yankılanır: kusurlu, parazitli, yüksek ve meydan okuyucu. O ses, susturulanın değil susturulamayacak olanın sesidir. Ve bugün hâlâ sistemin vitrini ne kadar cilalanırsa cilalansın, arka fonda o distorsiyon devam ediyor.
Çünkü zincir hâlâ orada ama anahtar da bizde.
Kara Kadans blog, 1 Mart 2025 itibariyle yayında. Bu yazıda ve blog’daki diğer yazılarda ifade edilen görüşler yalnızca yazarına aittir ve Kara Kadans’ın resmi görüşlerini yansıtmaz. Nitekim, Kara Kadans’ın resmi bir görüşü yoktur. Ancak Kara Kadans; insan ve hayvan haklarına saygılı, ayrımcılık ve nefret söyleminden uzak bir topluluk oluşturmaya önem verir. Cinsiyetçilik, ırkçılık, türcülük, LGBTİ+ karşıtlığı, şiddet ve nefret söylemi içeren yorumlara Kara Kadans’ta yer verilmez. Bu çerçevede, saygılı ve kapsayıcı bir tartışma ortamı için katkılarınızı karakadansbulten@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.




