Bu yazıda distorsiyonlu gitarları analog sentezleyicilerle değiştiriyor; gölgelerle dans eden, soğuk, sinematik ve bildiğimiz anlamının dışında romantik bir türün derinliklerine dalıyoruz.
Terk edilmiş bir diskoteğin titreyen neon ışıkları ile coldwave’in içe dönük endişesi arasında bir yerde Italo disco’nun uğursuz kardeşi Dark Italo yatıyor. Hani bazen bir synth çizgisi hiç sahip olmadığınız bir anı gibi hissettirir ya – kısmen kalp kırıklığı, kısmen tehlike… İşte Dark Italo oralarda bir yerde yaşıyor. Analog synth’ler, davul makineleri ve sinematik melankoli ile sırılsıklam olan bu alt tür, 1980’lerin İtalyan kulüp müziğinin cazibesini post-punk’ın minimalizmi ve coldwave’in kasvetiyle baştan çıkarıcı bir şekilde ve elbette politik olarak harmanlıyor.
Akılda kalıcı melodiler, robotik ritimler ve romantik kaçışçılıkla tanımlayabileceğimiz Italo disco, 1970’lerin sonlarında İtalya’da başlayıp ZYX gibi plak şirketleri sayesinde 1980’lerin sonlarına kadar Orta Avrupa kulüp sahnelerinde patlama yaşadı. Italo disco çoğunlukla ışıltılı, yüksek enerjili ritimler, neonlarla kaplı dans pistleri ve melodramatik aşk hikayeleriyle tanındı. Ancak bu ışıltılı cephenin altında daha karanlık ve daha içe dönük bir ses sessizce şekilleniyordu. Italo’dan ışıltıyı çekip romantizmi paranoya ile değiştirdiğimizde ve makineleri melankoli ile beslediğimizde ortaya Dark Italo çıktı. Diğer bir deyişle, noir bir karşı akım doğdu.
1980’lerin başında birkaç İtalyan sanatçı daha soğuk ve soyut bölgelere yönelmeye başladı. Aynı synth’leri ve davul makinelerini – Roland 808’ler, Korg’lar ve Oberheim’lar – kucakladılar ancak şeker kaplı melodiler yerine hayalet hikayeleri inşa ettiler. Bu anlamıyla, kökleri post-punk, synth-punk ve erken dönem EBM’inin küllerine karışmıştı. Dark Italo, bu türlerle aynı duygusal ve estetik spektrumda yer almaya devam ediyor. Farklı ülkelerden sanatçıların aynı makinelerden ve hayal kırıklıklarından etkilenmesiyle bu sahneler sıklıkla örtüşüyor. Post-punk gibi Dark Italo da yabancılaşmadan besleniyor. Ancak gitarlar ve bas çizgileri yerine arpejitörler ve pedler kullanıyor. Haykırmak yerine fısıldıyor. Şimdilerde bu türü daha da çekici kılan şey, bu incelikli duygu aktarımı olsa gerek.
Dark Italo’yu şu özelliklerle karakterize etmek mümkün:
- Özlem, kayıp veya sinematik gerilimi çağrıştıran minör anahtar melodiler,
- Ana akım Italo’dan daha soğuk ve daha sade analog synth dokuları,
- Genellikle mesafeli, monoton veya ağır işlenmiş; bazen robotik, bazen teatral vokaller,
- Acımasız ve hipnotik bir nabız yaratan davul makinesi kalıpları,
- Ölüm, fütürizm, kalp kırıklığı, paranoya ve varoluşsal kriz temalarıyla flört eden şarkı sözleri.
Elbette, o zamanlar bu müziği üretenlerin çoğu kendilerini “Dark Italo” olarak etiketlemiyordu. Bu terim, belki de ancak son on yıldır koleksiyoncular ve yeraltı plak şirketleri sayesinde hak ettiği değeri görmeye başladı.
Victrola, bu örneklerden bir tanesi. 1979’da İtalya’nın Messina kentinde kurulan Victrola’nın 1983 tarihli klasikleşmiş iki parçalık “Maritime Tatami / A Game of Despair” kısa çaları ve 1983 ve 1985 yılları arasında kaydedilip yayınlanmamış demolarından oluşan 12 şarkılık “Born From the Water” koleksiyonu, sırasıyla 2012 ve 2019 yıllarında Dark Entries Records tarafından yeniden dinleyiciyle buluşturuldu. Bu koleksiyondaki parçalarda TR-600, TB-303, TR-909 ve Juno 6 gibi bir dizi Roland sentezleyicinin yanı sıra Korg Polysix, Yamaha DX7, Casio VL-Tone VL-1, DR-55 Dr. Rhythm ile Fender Stratocaster ve Jazz Bass kullanıldı.

Victrola dinleyicisini; transa sokan synth hatları, eğik minör tuşlu bas çizgileri, köşeli gitar riff’leri ve melankolik vokallerle sarıyor. Şarkılar gençlik, aşk, karma ve modern zamanlarda uygarlığın çöküşüne dair hikayeler anlatıyor.
Almanya merkezli Dependent plak şirketinin 2022’de yeniden yayımladığı bir diğer mücevher ise, Kirlian Camera’nın 1986 tarihli “Ordo Ecclesiae Mortis: Zentral Friedhof I” albümü.
Victrola gibi 1979’da İtalya’nın Parma şehrinde kurulan Kirlian Camera, çok kısa sürede İtalyan synthpop ve elektronik müzik sahnesinin öncülerinden biri haline geldi. 1980’lerin ortalarına gelindiğinde daha karanlık bir sound benimseyerek bugün de Dark Italo ve electro-goth türünün akla ilk gelen isimleri arasına girdi.
Neon, Italo’nun dans edilebilir synth’lerini new wave gitar ve coldwave vokallerle harmanladı.
Carmody ve Monuments, Italo’nun ritmik omurgasına belirgin bir post-punk melankolisi getirdi.
Şimdilerde, Dark Italo ruhu daha canlı ve hâlâ etkileyici durumda. Linea Aspera, Boy Harsher ya da Lebanon Hanover gibi sanatçılar bile Joy Division’a olduğu kadar bu mirasa da çok şey borçlular. Kontravoid, Zanias, Drab Majesty ve Years of Denial gibi sanatçılar meşaleyi tekno kulüpleri ve yeraltı synth gecelerine taşıyor. Bu gruplar, türler arasındaki çizgileri bulanıklaştırıyor. Ne tam olarak post-punk ne de tam olarak Italo… Sadece benzersiz bir ortak alan yaratıyorlar.
Mannequin, Dark Entries, Minimal Wave, Cleopatra gibi etiketler eski materyalleri yeniden yayınlarken her iki dünya arasında doğal olarak hareket eden yeni sanatçıları destekliyor. DJ setleri ve çalma listeleri bile Dark Italo’yu coldwave ve EBM ile örerek türlerin sadece tarihsel olarak değil, ruhsal ve sonik olarak da birbirine bağlı olduğunu gösteriyor.




