Boş Mutluluk Naralarının Karşısında Melankolik Bir Sessizlikle Durmak
Polonya’da bir yıl boyunca değişim öğrencisi olarak yaşadığım süre boyunca çok ülke gezdim ama bir turist olarak değil, oralara ait bir ruh gibi. Her şehri kendi gotik dokusuyla sindirdim. Ancak hiçbir yerde, Leipzig’deki Wave-Gotik-Treffen’de hissettiğim gibi hissetmedim. Çünkü bazı şehirler sadece bir yer değildir; direnişin beden bulmuş hâlidir.

Simsiyah Bir Ütopya: Wave-Gotik-Treffen’e Dair Kasvetli Bir Giriş
1980’lerde Doğu Almanya’da punk ve gotik olmak, sadece bir müzik türüyle ilgilenmek değil, aynı zamanda totaliter rejime karşı bir duruş sergilemekti. Leipzig’in gri duvarları arasında büyüyen bu kültür, Berlin Duvarı’yla birlikte yıkılmadı. Aksine, daha da derinleşti. Wave-Gotik-Treffen (WGT), o zamanki yeraltı ruhunun bugün hâlâ canlı olduğunu bize hatırlatıyor.
1987’de Doğu Almanya’da siyasi yasakların gölgesinde filizlenen özgürlük fısıltısından doğan WGT bizim için bir ütopyadır; gotik, punk, darkwave, industrial, neofolk ve tüm karanlık alt kültürlerin kutsal birleşimidir. Mor dumanların yükseldiği, vampirlerin şehre indiği, sisin hiç kalkmadığı, bizim güneşe küsmüş bayramımızdır.
Dışarıdan bakan biri için siyah dantel korselere sarılmış bedenler ve çivilerle süslenmiş beyaz yüzler, belki bir teatral sahne, belki bir kostüm olarak görünebilir. Ama bu bizim için bir rol değil, bizim gerçeğimizdir. Bu, karanlıktan inşa ettiğimiz hayatın ta kendisidir.
Wave-Gotik-Treffen’de azınlık değiliz. Şehir, festival boyunca bizimle yaşıyor. Leipzig’in her sokağında, tramvayında, barında, mezarlığında, kilisesinde gotikler var. Sıradan insanlar bize karışmıyor. Çünkü Leipzig halkı biliyor: Biz geliyoruz! Karanlığımızı da beraberimizde getiriyoruz. Bahsettiğim karanlık, kör bir yıkım değil, yaratıcı bir karanlıktır. Şiirle, sanatla, öfkeyle, arzuyla dokunmuş; sistemin çürümesine dair kolektif bir karşı duruştur.
Wave-Gotik-Treffen, bir festival değil, yaşayan bir manifestodur. Bedenin metalaşmasına karşı sıkılmış korseler, ataerkil cinsiyet rollerine karşı androjen makyajlar; hızlı tüketimin yaygınlaştığı, ürünlerin kalitesizleştiği, işçi sömürüsünün arttığı moda sektörüne karşı ikinci el gotik dantellerle örtülmüş bir direniş estetiğidir. Siyahlara bürünmüş bir haldeyiz çünkü bu dünyanın rengini kabul etmiyoruz. Bizim varlığımız; kapitalizmin estetik zorlamalarına, normalliğin tek sesliliğine karşı yükselen sessiz bir çığlıktır. Görünür olmak için değil, görünmeye mecbur bırakıldığımız rolleri reddetmek için buradayız.

Wave-Gotik-Treffen, kapitalist festivaller gibi değil. Sponsor yok. Markalar yok. Parlak tanıtım afişleri, influencer çekimleri yok. Onun yerine, bir araya gelen binlerce insanın oluşturduğu doğal bir bağ var. Alanı ilgi çekici hale getiren bizleriz; bizim yaratıcılığımız, özenle diktiğimiz kıyafetlerimiz, tuval olarak kullandığımız suratlarımız… Giriş bilekliğini taktığınız andan itibaren artık, yıllardır derinlerinde bir yerde tanıştığın insanlarla berabersin. Dans ettiğin her adım, bir ritüel. Konserler, performanslar, sokakta karşılaştığın sessiz bir göz teması bile bu kolektif ruhun parçası.

Wave Gotik Treffen: Bir Direniş Manifestosu Olarak Doğuşu ve Evrimi
1987 – Potsdam’da İsyanın Kıvılcımı: Doğu Almanya’nın kültürel baskılarına, sansüre ve tekelleşmiş kültüre karşı bir grup karanlık müzik tutkunu, 1987’de Berlin’in merkezine yaklaşık 27 km uzaklıkta yer alan Potsdam’daki Belvedere on the Pfingstberg’de “Walpurgis Gecesi” adlı gizli bir buluşma düzenledi. Resmî izin olmaksızın, çeyrek yüzyıla uzanan gotik direniş ruhunun alevi kıvılcımlandı. Devletin zulmünden kaçan siyah giyimli gençler, “post-punkish” kıyafetleri ve yasaklı Batı kasetleriyle bir araya geldi. Bu eylem, sanatsal olduğu kadar politik bir tavırdı.
1992 – Leipzig’de Resmî Başlangıç: Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra, Leipzig Connewitz’teki Eiskeller (şimdi Conne Island) isimli kulüpte 1992’de gerçekleştirilen ilk resmî WGT’ye yaklaşık 2.000 kişi katıldı. Katılımcılar sadece müzik dinlemekle kalmadı; özgür bedenlerini, kimliklerini resmî sınırlar dışında açığa vurdu. Cinsellik, karanlık estetik ve queer varoluş burada görünür oldu.
1990’lar – Büyüme Sancıları: 1990’ların geri kalanında festival büyüdü ve o on yılın sonunda bugün gördüğünüz gibiydi; şehrin çeşitli yerlerinde yaklaşık 20.000 ila 25.000 katılımcıyla gerçekleşti.
2000’ler – Büyümenin Getirdiği Kaos: 2000’de festivalin büyük sorunları vardı; WGT’nin yönetimi gelişmedi ve festival, kendi imkânlarının çok ötesine geçti. 1999’da 111 grup çalarken, 2000’de 349 grubun çalması planlandı. Yaklaşık olarak aynı sayıda katılımcıyla WGT’nin patlayacağı açıktı. Grupların kaşesi ödenmedi, güvenlik görevlileri ve teknik personel eve gitti ve her şey dağıldı. 2000 yılında yaşanan organizasyon felaketi gösterdi ki, büyüme beraberinde kurumlaşmayan kaosu getirir. Ancak tünelin sonunda ışık vardı, bazı gruplar gönüllü yol arkadaşları ve teknik personelin yardımıyla ücretsiz çalmayı kabul etti.
2001’de festival geri döndü ancak bir önceki yıla göre çok daha küçüktü. Bir önceki yıl ödemesi yapılmayan gruplar ve festivalin orada gerçekleşmesine izin vermeyi reddeden çeşitli yerlerin yanı sıra aynı şeyin tekrar yaşanacağından korkan birçok katılımcıyla ilgili çeşitli sorunlar vardı. Ancak son birkaç yılda grup listesi istikrarlı bir şekilde arttı ve festival şimdi giderek güçleniyor.
Ticari Gövdeleşme ve Alt Kültür Krizi: 2001 itibariyle festival, Leipzig kentiyle resmi iş birliği içine girdi ve Inmove/Gesellschaft (Treffen & Festspielgesellschaft für Mitteldeutschland mbH) yönetimine devredildi. Bu değişim, festivali şehir repertuarına dahil etti; festival artık turistik filmlerde ve müze takvimlerinde bir kültürel kurum haline geldi. Ancak festivali karşı kültür işlevinden uzaklaştıran bir “neoliberal yönelim” de beraberinde geldi: sponsorlar, marka stantları, moda atölyeleri, fetiş metalaşma ve ticarileşme baş gösterdi. Bu “kültürel pazarlaşma”, özgür bedenlerin estetiğini metalaştırıyor, kolektif direnişin siyasal anlamını silikleştiriyordu.
2020’ler – Asimilasyon Krizi ve Eşitsizliklerle Mücadele: Pandemi sonrası WGT ekonomik kaygılarla mücadele etti ama 2022–2025 arasında yaklaşık 18.000 ila 20.000 katılımcıyla geri döndü. Ancak sosyal medyada dolaşan iddialara göre, mekanlar aşırı dolu ve güvenlik zayıftı. Sahnede açık faşist söylemin yükselmesi, queer kimlikler için riskli tehlikeleri yeniden gündeme taşıdı.

Fotoğraf: Jens Schlueter
WGT Yaşıyor ve Direniyor
WGT, karanlık özgürlüğü simgelemeli. Fakat şimdi parası olanın erişebildiği, marka sponsorluklarına rağmen “direniş” maskesi takan tüketim festivallerine dönüştü. Bilet fiyatları, organizasyon ve sanatçıların alması gereken ücretleri düşündüğümde buna bir eleştiride bulunamıyorum. Ancak bir tavsiye olarak, alanlarda satış yapan tasarımcıların – el emeğinin hakkını tabii ki alarak – fiyatları daha erişilebilir kılması, festivalin ruhu ve amacını daha iyi yansıtacaktır.
Bugün, neoliberal kültür endüstrisinin cazibesine yenik düşmeden, queer-feminist-karanlık festival coşkusunu korumak oldukça zor. Fakat WGT’nin tarihinde direniş ve kolektif özgürlük var. Bu yoldan şaşmamalı ve günümüzün getirdiği negatif etkiler olabildiğince azaltılmalıdır. Çünkü gerçek gotik, sisteme alerjiktir; görünmeden görünür olmayı, normlara dokunarak onları parçalamayı öğrenmiştir. WGT bunu hatırlamalıdır, yoksa sadece moda olur, manifesto değil.

Ankara’dan Leipzig’e: 32. Wave-Gotik-Treffen Deneyimim
32. Wave-Gotik-Treffen, 6–9 Haziran 2025 tarihleri arasında yapıldı. Toplumun bir köşeye ittiği ruhlar, dört gün boyunca şehre indi. Her sokak gotiklerin geçici mabedine dönüştü. Arkadaşım ve ben, ana etkinliklere ve diğer tüm alanlara erişim sağlayan dört günlük bileti bu sefer almadık. WGT’nin web sitesinde okuduğum kadarıyla, insanların farklı günlerde sahne alan sanatçıları seçmesi ve buna göre gelmelerinin saygısızlık olacağı gibi nedenlerle tek günlük bilet satmıyorlar; bilet almak istiyorsanız sadece dört günlük bilet seçeneği mevcut. Fakat bilet almamak bu deneyimi yaşamanıza engel değil! Çünkü WGT sadece konserlerle sınırlı değil, birçok yan etkinlik ve farklı alanlarda festival devam ediyor.
Bizim yolumuz bu sefer bir yan etkinliğe, büyüleyici Medieval Gothic tarzı bir etkinliğe düştü. Şehrin içinde gizlenmiş bir başka evrene girdik. Girişte sembolik bir ücret ödeyip yalnızca konser alanına değil, gotik takılar, korseler, tüller ve kadifelerle dolu satış standlarına da erişim sağladık. İçeride herkes benim için bir rüya gibiydi: Viktoryen ihtişamlı taçlar, yerleri süpüren elbiseler, gümüş broşlar, dramatik göz makyajları… Kimseden gözümü alamadım.
Müziğe gelirsek… Alandan Medieval black metal sesleri yükseldi. Ağır tempolu davulların ve çığlıkla okunan şiirsel sözlerin arasında yükselen o müzik, ormanlık bir alanın içinde yağmurlu bir Almanya günündeki o atmosferle bundan daha uyumlu olamazdı. Alanın bir köşesinde gotik oryantal kıyafetleriyle dans eden bir kadına rastladık. Onu görünce zamanın dışına çıktık; sanki başımı çevirdiğimde önümden siyah at arabası geçecek, içinde kırmızı gözlü bir kont oturuyor olacaktı.
Geceye doğru şehir merkezine döndüğümüzde gerçeklik hâlâ bulanıktı, ütopya devam ediyordu. Leipzig, hâlâ bize aitti. Her sokak köşesinde simsiyah dantel şemsiyeler altına sığınmış gotik çiftler, çelik korseler içinde gezen bedenler, Viktoryen kıyafetlerle bebek arabası sürükleyen Alman teyzeler…
Biz o gece geçmişi, arzuyu, öfkeyi ve estetiği aynı anda dirilttik. Ve belki de ilk kez, bu kadar görünür olmanın yarattığı huzurda biraz olsun kalabildik.

WGT Rehberi: Dört Günlük Ritüel
Festivalin resmî programı da her yıl olduğu gibi büyüleyici ve fazlasıyla yoğundu. Her gün hangi grup hangi sahnedeydi diye merak edenler için gotik karanlığın dijital rehberini şuraya bırakıyorum: clashfinder.com/m/wavegotiktreffen2025
Listede dikkat çeken birkaç isim: Faetooth, Jakuzi, The 69 Eyes, Selofan, Linea Aspera…
Jakuzi… Evet! 8 Haziran’da Drab Majesty ve Linea Aspera gibi gruplar festivalin post-punk damarına kan pompalarken Stadtbad’ta Türkiye kökenli Jakuzi’nin de sahne alması benim için ayrı bir gururdu.
Asıl anlamlı olan, tüm bunların sadece müzik değil, bir tür karşı kültür buluşması olmasıydı. Diğer yan etkinliklere ve atölyelere değinecek olursak: Peterskirche’de düzenlenen gotik ayin, mezarlıklarda yapılan gece yürüyüşleri, antikacı sokaklarında spontane şiir okumaları, Viktoryen piknikler, feminist paneller, korse yapımı üzerine atölyeler… WGT, bedenin ve arzunun metalaştığı bu çağda, başka türlü var olabileceğimizin kolektif hatırlatması gibiydi.
Kara Kadans blog, 1 Mart 2025 itibariyle yayında. Bu yazıda ve blog’daki diğer yazılarda ifade edilen görüşler yalnızca yazarına aittir ve Kara Kadans’ın resmi görüşlerini yansıtmaz. Nitekim, Kara Kadans’ın resmi bir görüşü yoktur. Ancak Kara Kadans; insan ve hayvan haklarına saygılı, ayrımcılık ve nefret söyleminden uzak bir topluluk oluşturmaya önem verir. Cinsiyetçilik, ırkçılık, türcülük, LGBTİ+ karşıtlığı, şiddet ve nefret söylemi içeren yorumlara Kara Kadans’ta yer verilmez. Bu çerçevede, saygılı ve kapsayıcı bir tartışma ortamı için katkılarınızı karakadansbulten@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.




