Kara Kadans’ı hayata geçirdikten sadece bir ay sonra yayımlanan Çöküş adlı teklileriyle tanıdığım ve o zamandan bu yana bu işi yapmayı neden sürdürdüğümü bana heyecanla hatırlatan İstanbul merkezli post-punk ve darkwave ikilisi Livor’u ancak 14 Haziran 2025’te canlı dinleme fırsatım oldu. Sahnede yarattıkları yoğun atmosfer, karanlıkla kurdukları estetik ilişki ve bu çağda melankoliyi hâlâ bu denli samimi bir yerden seslendirebilmeleriyle beni bir kez daha etkilediler. 

Çıkış yaptıkları dönemden beri daha yakından tanımak ve Kara Kadans okuruyla da tanıştırmak istediğim Batuhan Çakar ve Emre Aykan ikilisiyle hem 25 Temmuz’da çıkan son teklileri Parazit vesilesiyle hem de 2 Ağustos’ta Noh Extended’da gerçekleşecek konserleri öncesinde nihayet bir söyleşi gerçekleştirebildik. Bu söyleşide ikilinin post-punk ve darkwave dünyasıyla nasıl tanıştığını, bağımsız müzik üretiminin dinamiklerini ve Livor’un zihinsel ve müzikal dünyasını konuştuk. 

Livor (Solda Emre Aykan, sağda Batuhan Çakar) 10 Nisan 2025, Karga konserinden.

En başa gidelim. Kendinizden biraz bahseder misiniz? Livor’u kurmak için nasıl bir araya geldiniz? Sizi post-punk/darkwave dünyasına getiren neydi? 

Emre: Daha ilkokul sıralarındayken babama zorla aldırdığım ilk gitarımla müziğe adım attım. Uzun bir süre sonra, üniversitedeyken gitara biraz mesafeli yaklaşmaya başladığım bir dönemde elektronik müziğe olan ilgim arttı ve bilgisayarımdaki synthesizer programlarıyla kendi seslerimi üretmeye başladım. Beni post-punk ve darkwave dünyasına getiren şey ise, She Past Away’in üniversiteye başladığım sırada çıkan albümü “Disko Anksiyete” oldu. Bu albüm sayesinde bu dünyaya adım attım ancak bu zamana kadar bu türde bir müzik yapabileceğimizi tahmin etmiyordum tabii. Grubu kurarken üniversiteden ortak arkadaşlarımız sayesinde iki senedir Batuhan’la tanışıyorduk. 2022 Kasım’ında beraber gittiğimiz She Past Away İstanbul konseri sonrasında Livor fikri ortaya atılmıştı fakat herhangi bir adım atma imkanımız olamadı. İşin somutlaşması ise Nisan 2024’ü buldu. O zamanlar Batuhan ile üniversitede başka bir grupta beraber çalıyorduk ve ikinci bir gruba ayıracak pek vaktimiz yoktu. Nisan ayı geldiğinde biz mezun olmak üzereyken “Gitmeden son bir şeyler mi denesek?” diyerek çok yakın dostumuz Emre Kaya sayesinde adım atacak fırsat bulduk. Ekipman sıkıntılarına rağmen üç tekli çıkardık, şimdiyse sahnelerle ve yeni teklimizle beraber devam ediyoruz.

Batuhan: Müziğe başlamam çocukken klasik gitar ile oldu. Biraz klasik müzik üzerine eğitim aldıktan sonra elektro gitara geçmemle rock ve metal müziğe ilgim başladı. Post-punk ve darkwave dünyasına girişim ise She Past Away ile oldu. Daha önce She Past Away’in elektronik altyapısı ve gitar tonlarının uyumuna çok tanıklık etmemiştim ve bu müzik türüne bağlanmam çok uzun sürmedi. Emre ile üniversite zamanından tanışıyorduk ve bir Anadolu rock grubunda uzun yıllar beraber çaldık. Post-punk yapma fikri ise She Past Away konserinde ortaya atılmıştı. Yıllar sonra dostumuz Emre Kaya bu fikri duyduğunda grubun ilk adımı atıldı ve çalışmalara başladık.

“Livor”un birbirinden farklı birçok anlamı var. Bana ise çok daha içgüdüsel bir şeyi çağrıştırıyor. İsminiz sizin için ne ifade ediyor, sesinizi ya da görsel kimliğinizi nasıl yansıtıyor? 

Emre: “Livor” kelimesini İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenciyken karşıma çıkan, ismini ve yazarını hatırlamadığım milyonlarca şiirden birinde “garez” ve “haset” anlamlarıyla gördüğümü hatırlıyorum. Grubumuzun ilk şarkısının temelleri ve sözleri hazırken ortaya atmıştım. Günümüzde ölümden sonra vücutta oluşan morluklar için kullanılan Latince bir kelime. 

Batuhan: İlk şarkıyı yazdığımızda şarkının bize hem sözleriyle hem de arkadaki pad sesi ile hissettirdiği şey kin, yorgunluk ve nihilizm olduğu için böyle bir ismi uygun gördük. “İlk şarkı ilk imzadır” diyerek de hem kapağındaki ağlayan gelini bir figür, çağrıştırdığı hissi de grubun ismine dönüştürdük.

2024’ten bu yana Çöküş, İnziva ve Kendi Kendime adlı her biri karanlık ve melankolik bir atmosfere sahip üç parça yayımladınız. Arka planda ise henüz yayımlanmamış çok sayıda çalışmanız olduğunu biliyorum. Nitekim, uzun süredir beklediğimiz yeni tekliniz de nihayet çıktı. Bizi yaratıcı süreçlerinize doğru bir yolculuğa çıkarır mısınız? Örneğin, önce ne geliyor – sözler mi, ruh hali mi yoksa enstrümantasyon mu? Sahneyi düşünerek mi yazmaya başlıyorsunuz yoksa önce müzik gelip performans daha sonra mı adapte oluyor?

Kayıtlarımızın çoğunun başlangıcı, basit bir synth bass ya da elektro gitar riff’iyle şekilleniyor. Müziğin sistematikliğini kullanmaktansa biraz daha rastgelelik ve doğaçlama alanı bırakıyoruz kendimize. O an ruh halimiz ne olursa olsun elimizden ne melodi çıkıyorsa değerlendirmeye çalışıyoruz çünkü gitarda kalıbını çıkardığımız şarkıları prodüksiyona taşıdığımızda çok farklı bir değişime uğruyor. Kendi Kendime‘de buna benzer bir durumu çok net görmüştük. Şarkıların yarattığı atmosfer baştan aşağıya değişiyor. O yüzden şarkılar, ilk riff’lerin yazıldığı sıradaki ruh halimizden farklı bir hava barındırabiliyor. Şarkılarımızın hiçbirini sahneye göre yazmıyoruz ancak sahnede ufak tefek değişimlere uğrayabiliyorlar.

Hem Türkiye’de hem yurtdışında birçok post-punk ve darkwave grubu büyük ölçüde nostaljiye yaslanıyor. Sizin sound’unuzda da kaçınılmaz olarak 80’ler darkwave, synthwave ve goth rock etkisiyle beraber oldukça güncel öğeler mevcut. Bu türlerin geçmişinden gelen etkiyi kendi çağdaş sesinizle nasıl dengeliyorsunuz? 

Sound’umuzu yaratırken en büyük odağımız, sesler tanıdık olsa da kendine ait bazı nüanslar da barındırıyor olması. Arkaplanda şarkı boyunca süregiden tekinsiz pad’lerin yanında ara ara belirgin veya boğuk synth’ler ile elektronik müzik prodüksiyonu geçmişimden kalmış Aphex Twin’den, Boards of Canada’dan veya Squarepusher’dan esinlenerek ürettiğim sesleri de kullanıyorum ve bence bu şekilde müziğimiz hem kendi içinde çeşitlenmiş oluyor hem de tanıdık sesleri de barındırıyoruz. 80’lerin karanlığı bizim için bir başlangıç noktası oluyor. Sözlerle ve sound’umuzla o döneme köprü olmaktan ziyade o döneme bir çatlak açıyoruz diyebiliriz.

Bu zamana kadar yayımladığınız parçaların sözleri bizi yalnızlık, varoluşsal yorgunluk ve umutsuzluğa karşı bir tür iç isyanla dolu karanlık bir duygusal manzaraya çekiyor. Her birinde karanlık, boşluk ve bedensel kopukluk imgelerinin yinelendiğini söyleyebiliriz. Bu temalar sizin için kişisel veya nesiller arası nasıl bir ortak deneyimi yansıtıyor? Bugün bu duygu ve deneyimlere dair şarkı yazmanın rolünü nasıl görüyorsunuz? 

Bu temalar ve sözler bizim için öncelikle kişisel bir yüzleşmeyi anımsatıyor. Yalnızlık, kopukluk ya da umutsuzluk sadece bir estetik değil, aynı zamanda günümüzde birçok kişinin içinde biriktirdiği duygular. Yaptığımız müzikler, özellikle ilk başladığımız zamanlarda, bunları dışa vurmanın bir yolu oldu. Ancak Çöküş, Kendi Kendime ve yeni teklimiz Parazit’te olduğu gibi o karanlık boşluk daha çok bir geçit gibi. Oradan geçerek bir şeylere karşı ayakta kalmaya çalışıyoruz. Belki de bu yüzden bazılarımız bu temalarda kendinden bir şey bulabiliyor.

Sahnede kendi parçalarınızın yanı sıra She Past Away ve Twin Tribes gibi şu anda türün en etkili isimlerinin cover’larına da yer veriyorsunuz. Ancak kendi sound’unuzun bu isimlerin doğrudan etkisi altında olduğunu söylemek yanlış olur. Gerçekten de, ben sizi dinlediğim ilk günden beri müziğiniz için “Şuna benziyor” diyemiyorum. Yine de merak ediyorum: Livor’un estetiğini şekillendiren, Türkiyeli ve uluslararası sonik veya edebi ilham kaynaklarınız neler? Kimleri okuyor, izliyor ve dinliyorsunuz?

Emre: Zaten Livor olarak da kendi ürettiğimiz sound’lara “Şu grubun şu şarkısına benziyor ama pek benzemiyor gibi de.” yakıştırmaları yaptığımız oluyor. Bunun sebebi; grubun gitaristi Batuhan’ın metal müzik geçmişi, benim de elektronik müzikle olan bağım diyebiliriz. Söz ve şarkının atmosferi olarak da gotik edebiyattan esinleniyoruz. Bu eserlerdeki “Body Horror”, ölüm ve kasvet gibi temaları referans alıyoruz.

Setlerinizden sözü açmışken, bu yılın başından beri İstanbul’un yeraltı sahnesinin iki önemli noktası olan Karga ve Noh Extended’da çaldınız. Sizce bu mekânlar sizinki gibi alternatif müzikleri nasıl destekliyor? Özellikle buralarda ilk konserlerinizi vermek nasıl bir duyguydu? Aklınızda kalan ya da canlı müziğe yaklaşımınızı değiştiren anlar oldu mu?

Bu tür sahnelerde olmak gerçekten inanılmaz bir duygu. Karga ve Noh Extended gibi mekanların böyle alternatif grupları öz bir kitleyle buluşturuyor olması özellikle nispeten küçük gruplar için çok iyi bir destek oluyor. Kitleyle iç içe ve birebir temasta, iletişimde olabilmek çok güzel bir komün hissiyatı oluşturuyor.

Bir sonraki konseriniz 2 Ağustos’ta yine Noh Extended’da olacak. Öncelikle, daha önce konserlerinize gelmeyen izleyiciler setinizden neler beklemeli? Sizi bilenler için ise, herhangi bir sürpriz ya da yeni bir yönlendirme var mı?

2 Ağustos için tam bir darkwave gecesi diyebiliriz. She Past Away ve Twin Tribes cover’larının yanı sıra yayımlanmamış bir parçamızı ve yayımlananlarla birlikte tabii ki yeni teklimizi çalacağız. Karanlık ve yavaşça yükselen bir nabzı oluyor sahnelerimizin. Hüzünlü müzikle dans etmek isteyenler kaçırmasın!

Sizin ne beklediğiniz de eşit derecede önemli elbette! Canlı setleriniz sırasında seyirciden nasıl bir atmosfer veya enerji bekliyorsunuz? Öte yandan, Karga ve Noh Extended gibi güçlü yeraltı topluluklarını besleyen mekanlarda sahneyi daha önce Jülyen, altan, Charnel ve PANIKATAK! gibi diğer sanatçılarla paylaştınız. 2 Ağustos’ta ise sizden sonra altan ve Retrograth sahnede olacak. Bu açıdan, geceyi paylaştığınız sanatçılar hakkında neler hissediyorsunuz? Post-punk yeraltı sahnesinde Livor’un personasıyla da uyumlu olduğunu düşündüğünüz ya da görmeyi beklediğiniz bir dayanışma duygusu, ortak bir atmosfer veya belirli bir sanatsal ruh var mı sizce? 

Sahneye çıktığımızda seyirciden beklediğimiz şey, aslında dev bir enerji patlamasından ziyade bir ruh hali paylaşımı. Şarkılarımız dışa dönük değil, içe çekici bir alan yaratıyor. Seyircinin de o alana kendini dansla bırakmasını istiyoruz. Bu tür sahneleri diğer harika sanatçılarla paylaşmak çok güzel bir dayanışma hissiyatı oluşturuyor. Müziğimiz her ne kadar melankolik olsa da yan yana geldiğimizde bir bütünü oluşturuyormuşuz gibi geliyor.

Yeni parçanız Parazit, 25 Temmuz’da dinleyiciyle buluştu. Parçayla ilgili bizimle neler paylaşabilirsiniz? Ortaya çıkan şey, mevcut ruh halinizin bir devamı mı yoksa yeni bir şey mi deniyorsunuz? Bu parçayı duyduktan sonra dinleyicilerin nasıl hissetmelerini umuyorsunuz?

Parazit bizim için içe dönük bir hesaplaşma. Kendimizden bulaşan, kurtulamadığımız bağımlılıkları ve alışkanlıkları dile getiren bir parça. Müzikal olarak daha yeni, gergin, hareketli ve diken üstünde tutan bir atmosfer yaratmayı amaçladık. Dinleyenin kendini 5 dakika boyunca rahat hissetmemesini istiyoruz.

Son olarak, yeni tekliniz ve konserden sonra Livor için sırada neler var? Örneğin, bir EP veya albüm yayımlamayı düşünüyor musunuz? Livor, Türkiye’de büyümekte olan post-punk ve darkwave sahnesine başka neler katacak? 

Livor için kaydettiğimiz birçok parça var. Sound yelpazemizi geniş tutmak istiyoruz. Bazen dans ettiren, bazen dinlendiren, bazen de ambient tarzıyla deneysel parçalar içeren bir “Livor Kayıtlar” klasörümüz var 🙂 Albüm çıkarmayı düşünüyoruz kesinlikle ancak bu gerçekten zaman alan bir iş. Bundan sonraki süreçte aradaki boşlukları biraz daha kapatmayı istiyoruz.

Zaman ayırıp sorularımı yanıtladığınız için çok teşekkürler! Yolunuz açık olsun. Benim sorularım dışında eklemek istedikleriniz var mı?

Röportaj için çok teşekkür ederiz. Bu yolda verdiği destek ve görüşler için altan’a, teklilerimizin kapakları için vaktini ayırıp harika işler çıkaran Ferit’e, grubu kurmamıza vesile olmuş olan Emre’ye ve bize destek olan tüm dinleyenlere sonsuz teşekkürler. Karanlıkta kalın. 


Söyleşi serisinin sonraki bölümlerinde hangi isimlerle bir araya gelmemizi istediğini Kara Kadans Instagram ve Bluesky hesaplarını takip ederek paylaşmayı unutma. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.