Her yolculuğun kişinin kendisini tanımak için bir fırsat olduğuna inanırım. Özellikle, yurtdışına seyahat ediyorsanız. Her seyahat, bir tatilden öte anlatılacak bir hikayedir. Hele bir de yurtdışına en sevdiğiniz darkwave grubunu canlı dinlemeye gidiyorsanız… 

İçime kapandığım depresif bir dönemimde post-punk/darkwave ile tanışmıştım. Yine aynı dönem Ductape hayranı olmuştum. Bugünse belki de hiç olmadığım kadar dışarı açılıyorum ve içimdeki girdaba kapılıp çok uzaklara gidiyorum. İlk satırları, Viyana seferini gerçekleştirecek uçağın bilet kontrolünü beklerken Sabiha Gökçen Havalimanı’nda yazıyorum. Yeni tekli Fine’ı dinlerken… Baştan uyarayım, bu sadece bir konser yazısı olmayacak. Konser öncesi, esnası ve sonrası aldığım notların derlemesi ve grubun müzikal yolculuğunu da mercek altına alan uzun bir yazı olacak.

Fine 

Uçağa binmeden önce havaalanında taze tekliyi dinliyorum. Daha ilk anda, intro’da ters köşe yaparak değişen melodi dikkatimi çekiyor. Önceden dinlediğim hiçbir darkwave şarkısına benzemiyor. Şarkının ardı ardına değişen melodisi dinleyiciyi yormuyor, aksine asla sona ermesini istemeyeceğiniz müzikal bir şölenin içine alıyor. Intro’da gitarda duyduğum ezgiyle verse’te yeniden karşılaştığımda, şarkıdan aldığım haz zirve noktasına ulaşıyor. Şarkıyı şimdi bir kez dinleyip kapatır, sonra da yarın konserde canlı dinlerim diye planlarken kendimle çelişiyor ve şarkıyı uçağa binene dek tekrar tekrar çeviriyorum. Fine, Ductape diskografisinin en nevi şahsına münhasır işi olabilir. Ductape, 2025 Ocak ayında çıkan Blue Black teklisiyle eşi benzeri olmayan bir eser ortaya koymuş ve beni bu sene yayımlayacakları yeni işler için heyecanlandırmıştı. Fine ise beklentileri de aşan ve çıtayı bir üst mertebeye taşıyan titiz bir işçilik sunuyor. Konser sonrası da dayanamayıp bu düşüncemi gruba söylüyorum: “Darkwave’de progresif diyebileceğim bir tarz icat etmişsiniz, kendi türünün Dream Theater’ı düzeyinde bir kurgu.”

Softa, Apartmanlar ve Ductape

Furkan Güleray’ın müzik serüveni, günümüzden 15 yıl önce Softa ile başlıyor. Onun henüz Softa döneminde kendine has bir stil ve sound yaratma çabasını fark ediyorsunuz. 2013 yılında yayımlanan “Hunili Ayin” albümü Peyote Müzik etiketiyle çıkıyor. Şöyle anlatayım: Nekropsi ve Replikas gibi kült gruplar ile aynı plak şirketinin bünyesinde yayımlanıyorlar! Bol distorsiyonlu punk riff’leriyle Furkan Güleray’ın mesaisi çok eski, anlayacağınız.

Brek ile Furkan Güleray’ın shoegaze tınılı projesi Apartmanlar, bana göre Türkçe rock tarihinde en az değer görmüş projelerden biri. İlk teklileri Güzel Bir Yer, 2019 Şubat’ta yayımlanıyor. Enstrümanların ön plana çıktığı türde bir eser olduğundan Furkan Güleray’ın gitar tekniklerini ve ses mühendisliğindeki zekasını çok bariz işitebiliyoruz. Apartmanlar’ı Ductape’ten önce dinlemiş biri olarak Ductape’i ilk dinleyişimde gitaristin aynı kişi olup olmadığını sorgulamıştım. 

“Echo Drama” ve 2025 Yılının Teklileri

“Labirent” ve “Ruh” üst düzey post-punk/darkwave albümleriydi; bu türe yeni soluk getiren parçaları bize kazandıran başyapıtlardı. Fakat “Echo Drama”, grup için yeni bir dönemin başlangıcıydı ve artık global çapta sansasyon yaratacak yeni bir ses, bugüne dek dikilmemiş bir kumaştı. Başlı başına, tekrar tekrar dinlenesi bir evrendi. Bu albümle beraber vokal de gitar da seviye atlamıştı. Gitarda keskin rock riff’lerinden, chorus’lu post-punk verse’lerinden çok daha fazlası vardı. Vokalde bas bariton karakterli bir kadın vokalin ötesinde, şarkıya renk katan ince nüanslar vardı. Şarkı sözlerini aklımıza kazıyan bir vokalistten öte The Unknown’un girişindeki “ha ha” gibi muzip eklemelerle kulağımıza alışılagelmişin dışında sesleri fısıldayan biri vardı. Sonrasında yayımladıkları tekliler Blue Black ve Fade Away ile de darkwave dünyasında yeni patentlere hak kazanmışlardı. Öylesine heyecanlandıran eserlerdi ki bunlar, şahsen şahit olmak istedim ve konser için bu seyahate çıkmaya karar verdim.

Burada geniş bir parantez açmak isterim. DIY (“Do It Yourself”) konseptini her gün daha çok duyduğumuz, beste ve kayıtların sanatçıların elinin altındaki araçlarla ulaşılabilir olduğu, bunun etkisiyle parça ve sanatçı sayısında “enflasyon”un ortaya çıktığı bu dönemlerde kendi türünün gereksinimi olan şablonları uygulamakla kalmayan her sanatçının çabası takdire şayan. Ne var ki, seri tüketimin hüküm sürdüğü, ezberleri tekrar etmenin yeterli görüldüğü ve vasatın kolayca değer kazandığı bir dönemde yaşıyoruz. “Tutan” formülü bulmak ve/veya onu tekrarlamak çoğu zaman yeterli geliyor. Molchat Doma taklidi yüzlerce post-punk şarkısına maruz kalmamız da bu yüzden! Oysa bazı sanatçılar ezberleri yıkmakla yetinmeyip içselleştirdikleri bu formüllerden yeni icatlar çıkarıyor; içine girdikleri dünyanın bakir bölgelerini keşfe çıkıyor. Bu, sabır gerektiren, deneme ve yanılmaya dayalı uzun bir yolculuk. Adanmışlıkla bu yola koyulan Ductape, hiç bilmediğimiz bu topraklara ulaşmış. Keşfettiği yerleri de bizim için kaydetmiş.

Ductape en başından beri kendi yolunda yürüdü. Beş sene önce yayımlanan ilk teklileriyle stüdyoyu adeta laboratuvar gibi kullandıkları belliydi. Unleash the Madness zıpır, temposu hiç düşmeyen ve akılda kalıcı bir şarkıydı fakat halen hamdı. Zaten ikili bundan bir sene sonra şarkıyı yeniden ele aldığında ortaya daha olgun bir iş koymuştu; vokal ilk versiyona göre daha dingindi. “One touch I am on fire” diye adeta bir hip-hop şarkısı gibi okunan bölümün yerine “One, touch, fire!” gelmişti. Grup artık daha az vuruş, daha az cümleyle daha çok şey anlatmaya başlamıştı.

“Echo Drama”yı üretene dek uzun bir patika yürüdüler. Yurtdışında yüzlerce konser verdiler; bunların çoğu sadece bir gün arayla gerçekleşti. Enstrümanlarınızı taşıyan bir ekibiniz, lojistikle ilgilenen elemanlarınız olmadığını hayal edin bir de. “90 kg yükle yola koyulduk.” diyor Furkan Güleray, IAMX ile çıktıkları turne dışında da hiç turne otobüsleri olmadığını ekliyor. Ancak, grubun bu durumdan şikayeti yok gibi; ne kadar yorgun olurlarsa olsunlar yüzleri her zaman gülüyor. Kendileriyle ne kadar gurur duysalar az: Yılın neredeyse dörtte birinde sahnedeler ve buna rağmen harika tekliler yayımlamayı sürdürüyorlar. Bunlarla asla yetinmiyor, sürekli kendilerini geliştiriyorlar.

Konserden bir gün önce Viyana’ya iniyorum. Konser alanına ulaşımın kolay olması için Das LOT’un paralelindeki bir sokakta odamı tutuyorum. Bulunduğum mahalle Türk topluluğunun çoğunlukta olduğu Reumanplatz’a çok yakın. Adeta küçük İstanbul’da kalıyor ve oda sahibi Türk çiftle tanıştıktan sonra mahalledeki Balkan fırınında enfes börekler yiyorum. Şehre ikinci gelişim olduğundan birçok müzeye bilet almıyorum; öncesinde ziyaret etmediğim için içimde ukte kalan Hundertwasser binasını ziyaret ediyor, hayranlıkla izliyorum. Donaupark’ta yürüyüş yaptıktan sonra Reumanplatz’a dönüyor ve çok lezzetli bir schnitzel’i Türk bir şefin ellerinden tadıyorum. Evet, burada çoğu insan Türk, Arap veya Balkan coğrafyalarından gelen göçmenler. Duolingo’da sürdürdüğüm Almanca derslerimi pratik edebileceğim bir mahalle değil, anlayacağınız. Daha çok, size memleketin halini soran ve geçmişi yad eden hemşehrilerinizi bulabileceğiniz bir semt.

Das LOT, Viyana, 11 Ekim 2025. Fotoğraf: Emirhan Serveren

Konserin gerçekleşeceği yer; sokağın içinde, mahalleden izole, mütevazı bir mekan. Yaklaşık yüz kişi kapasiteli, tek katlı. Mekanın akustiğinin kalitesi, henüz warm-up DJ setinde kendini belli ediyor ve keyifli bir konserin sinyalini veriyor. Ek olarak, mekanda kusursuz bir ses yalıtımı var ve kapının dışına bile ses taşmıyor. Bizim sahnelerimizde çok değerli sanatçılar yetişiyor fakat böyle bir akustiğe sahip kapalı konser alanını bulmak hâlâ çok güç. 

Açılış Zack Zack Zack’tan

Zack Zack Zack, Das LOT, 11 Ekim 2025. Fotoğraf: Emirhan Serveren

Zack Zack Zack, sahneye adım attığı ilk andan itibaren seyirciye yalnızca bir açılış performansı sunmuyor, “Alles was du hast?” diye sorarak hepimizi anında konser moduna sokuyor. Sahnede bir an olsun bile durmuyorlar. Yüksek tempolu bu konserde yer yer elektronik davulu dövüyor, zaman zaman gitar ile bizleri coşturuyorlar. Hatta, Cemgil sazı eline alıp söylüyor. İstanbul konserinde bu saza maalesef şahit olamamıştık ama bu kez performansını canlı dinliyorum. 

Zack Zack Zack konserde Para parçasını albüm versiyonuyla çalmadı, ki bu şaşırtıcı değildi. Benzer bir yeniden yorumlamayı Bak’ta da yaptılar: Nakaratı tamamen es geçip şarkıyı adeta bir remix gibi verse üzerinden yükselterek sundular. Parçanın konserin sondan ikinci şarkısı olması nedeniyle bu tercihi oldukça yerinde buldum; setlist kurgusu açısından akıllıca bir hamleydi. Ölüler Duyar diye haykırdıkları an ise finale yakışır bir vedaydı.

Duvar

Yayımlandığı günden beri keyifle dinlediğim Duvar şarkısını da çaldılar. Parça, upuzun bir tekerleme gibi; mırıldanmaktan asla bıkmayacağınız bir akışa sahip. Üstelik, stüdyo kaydını aratmayan bir vokal performansıyla dinledik. Nekropsi gibi Türkçe rock tarihinin ağır toplarıyla büyümüş bizler için değerli bir eser Duvar. Neden mi? Erciyes Sokak şarkısını yıllardır hayranlıkla dinleyen ve şarkı sözlerini yıllarca mırıldanmış biri olarak benzer bir tadı bambaşka bir türde yeniden bulabilmek benim için eşsiz bir deneyimdi. Henüz yeni bir şarkı olmasına rağmen “…Yerlerde halılar serili / Duvarda çatlak bir ayna / Üstüne üstüne kat kat yorgan / Kedisi de her zaman yanında / Karnı acıktı, dolaba koştu / Dolabı açınca dolap boştu…”  kısmına büyük bir keyifle eşlik ediyorum.

Sahne Güleray’ların

Ductape, Das Rind Rüsselheim, 31 Mayıs 2025. Fotoğraf: Thomas Fritsche / Night Shark Photography

Yarım saatlik ikinci DJ performansı ardından Çağla ve Furkan Güleray çifti “Ruh” albümünün açılış parçası Sinners ile sahneye çıkıyor. Tıpkı bu yılki İstanbul performanslarında olduğu gibi. Sonraki şarkılar için ısınıyoruz. Öte yandan, bu şarkının bir giriş parçası olmasına asla ikna olamıyorum. Benim için hep ortanca eser olmalıymış gibi geliyor. Uzun giriş melodisi ve temposu buna daha ideal sanki. 

İkinci şarkı “Echo Drama”dan geliyor: Closer. Hemen ardından The Unknown. İkilinin sahneyi dolduran enerjisiyle konser alanındaki herkes kıpır kıpır oluyor. İlk üç şarkı ne ara çaldı da bitti, heyecandan anlayamıyorum bile!

Sevmiyor ile yükselen tempo biraz dizginleniyor. Önceki şarkılarda deliler gibi dans edenler için biraz mola oluyor. “Ruh” albümündeki hâlinin çok ama çok üstünde bir vokal performansı dinliyoruz. Nakarat kısmında Çağla Güleray 2022’den bu yana kendini ne kadar geliştirdiğini bir kez daha kanıtlıyor. “Sonunu görmedi” derken müziğin hikayesini iliklerine dek yaşıyor ve aynı yoğunluğu bize de yaşatıyor.

Fade Away’in ardından Blue Black ile hepimizin tüyleri diken diken oluyor. Hani her kült grubun ikonik bir ballad’ı vardır ya, Ductape için de Blue Black o işte. Testament’ın Return To Serenity’si, Scorpions’ın Born To Touch Your Feelings’i gibi… Her zamanki gibi gözlerim dolarak dinliyorum. Konser sonrasında, bu şarkının bir vefat üzerine yazıldığını öğreniyorum.

Yeni tekli Fine’ı konser alanında ilk kez canlı dinleyenlerin olduğu hemen anlaşılıyor. Önceki şarkılara anbean eşlik eden kitlenin bir kısmı bu şarkıyla yeni tanışıyor. Intro’dan sonra salonun coşkusu katlanarak artıyor; parça kısa sürede herkesi içine çekiyor.

Grubun hit şarkısı Veil of Lies, ilk notadan itibaren konser salonunda büyük heyecana sebep oluyor. Herkesin favori şarkısı bu, belli ki. Üst düzey ses akustiğine sahip bir mekanda dinlemek ise, başlı başına eşsiz bir deneyim. Sadece bu şarkıyı canlı dinlemek için bile buraya gelinirmiş!

Veil of Lies ile zirve noktasına ulaşan konserin coşkusu, King ve Fire ile kaldığı yerden devam ediyor. Fire’ın da girişinden itibaren sevinç çığlıkları duyuyorum seyircilerden. En az onlar kadar ben de heyecanlanıyorum. Diskografileri arasından sadece birini seçmek çok zor olsa da favori Ductape şarkım bu. Rock müzik seven herhangi birini kısa sürede tavlayabilecek bir matematiği var.

“Echo Drama” albümünün açılış parçası Red Scar, kapanışta çalıyor. Red Scar’ın giriş melodisi aynı zamanda “Echo Drama”nın son parçası İnsan Senfonisi’nin outro’su olduğundan, beklediğim bir seçimdi bu.  Albümün girişine olduğu kadar konserin veda şarkısı olmaya da pek yakışıyor.

Konserin Setlist’i:

  1. Sinners
  2. Closer
  3. Unknown
  4. Sevmiyor
  5. Fade Away
  6. Blue Black
  7. Ölüm Günüm
  8. Marian
  9. Fine
  10. Anafor
  11. Veil of Lies
  12. King
  13. Fire
  14. Red Scar

Viyana’ya Veda

Konser sonrası yorgunluklarına rağmen, Ductape ve Zack Zack Zack dinleyicilere vakit ayırmayı da ihmal etmiyor. Kendilerine böylesi eşsiz bir konser ve unutulmayacak bu anı için sonsuz teşekkürler! İyi ki varsınız…


Kara Kadans blog, 1 Mart 2025 itibariyle yayında. Bu yazıda ve blog’daki diğer yazılarda ifade edilen görüşler yalnızca yazarına aittir ve Kara Kadans’ın resmi görüşlerini yansıtmaz. Nitekim, Kara Kadans’ın resmi bir görüşü yoktur. Ancak, Kara Kadans; insan ve hayvan haklarına saygılı, ayrımcılık ve nefret söyleminden uzak bir topluluk oluşturmaya önem verir. Cinsiyetçilik, ırkçılık, türcülük, LGBTİ+ karşıtlığı, şiddet ve nefret söylemi içeren yorumlara Kara Kadans’ta yer verilmez. Bu çerçevede, saygılı ve kapsayıcı bir tartışma ortamı için katkılarınızı e-posta ile iletebilirsiniz: karakadansbulten@gmail.com