Kendisini “yaklaşık 10 yıldır yeraltı sahnesinde çeşitli punk ve alternatif sesler üretmeye çalışan bir müzisyen” olarak tanımlayan Emre Terzioğlu’nun tek kişilik projesi Glymps’in çıkış EP’si “Arkamda Gördüm” 5 Ocak 2026’da Hexe Music etiketiyle yayımlandı.
Punk ve alternatif yeraltı sahnelerindeki müzisyen ve dinleyiciler Emre’ye yabancı değil ancak Glymps adını görece yeni duyuyor ve farklı yerlerde çok daha fazla duymaya hazırlanıyoruz. Bu söyleşi ile de hem bu özgün projeyi ve hem de EP’yi daha yakından tanıyoruz.

Yaklaşık 10 yıldır yeraltı sahnesinde çeşitli punk ve alternatif sesler ürettiğinden bahsettin. Seni bilmeyenler için sorayım. Daha önce hangi projelerde yer aldın?
İstanbul’a geldiğimde bir garage punk ve grunge sevdalısı olarak müzik hayatıma da direkt Hedonistic Noise ile başladım. Tahmin edebileceğiniz üzere, bende sayısız müthiş üretim, deneyim ve anı bırakan bir süreçti. Aynı zamanda Backover ile bayağı enerjik ve motive hardcore punk yapıyorduk. Sonrasında, bir emo-punk projesi olarak Pembe’yi kurduk. Pembe de tüm unsurlarıyla inanılmaz bir sinerji ve birliktelik oluşturdu hayatımda, müziğimi de çok fazla etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Daha sonra shoegaze damarımı iyice aktarabileceğim bir fırsat olarak Hiçamahiç’e bas gitarist olarak dahil oldum. Glymps de bunların yanında 2023’ten beri hep ilerlettiğim bir şeydi.
Peki, Glymps’i ve sahne içindeki konumunu nasıl tanımlıyorsun?
Glymps, 2023’te başladığım lo-fi ve atmosferik bir post-punk ve darkwave projesi. Bu proje benim bir gruptan bağımsız, kendi başıma yapmaya kalkıştığım ilk müzik aslında. O yüzden hem biraz bana eşit hem de biraz benim bir alt personam diyebilirim. Bu ayrım biraz muğlak.
Glymps’i sahne içinde müzikal olarak net bir yere koymakta zorlanıyorum. Post-punk ve darkwave’e çok yakın duran tarafları var tabii ki ama içinde ciddi biçimde garage punk, ambient ve kısmen noise öğeler de barındırıyor bence. Aslında böyle karışımları da bilinçli olarak tercih ediyorum. Yıllardır sıkı bir darkwave ve post-punk dinleyicisiyim. Özellikle bu AI ve hızlı üretim döneminde aşırı formülize olmuş darkwave sound’ların bana çok hissiz gelmeye başladığını fark ettim. Böyle janra karışımı arayışların müziği biraz daha insani, daha canlı bir noktaya taşıdığına inanıyorum.
Bu anlamda hem Glymps’in hem de çıkış EP’nin Türkiye darkwave ve post-punk sahnesi için önemini ya da farkını nasıl değerlendirirsin?
Şu an için Glymps’i sahne adına “önem” atfeden bir yerde konumlandıramam açıkçası. Daha çok kişisel bir ihtiyaçtan ve arayıştan doğmuş bir iş bu. Ama şunu söyleyebilirim: Türkiye’de post-punk sahnesi son yıllarda çok üretken ve bu EP’nin o üretkenliğin içinde daha pürüzlü, daha lo-fi ve biraz daha kontrolsüz bir alan açabileceğini düşünüyorum.
EP’ye geçmeden önce son olarak bu parçaları hazırlarken ve genel olarak Glymps’in müziğinde Türkiye ve uluslararası sahneden ilham aldığın ya da müzikal çizgini etkileyen isimleri de merak ediyorum.
Çoook fazla var tabii ki. Bu EP sürecinde kafayı taktıklarımı bir düşüneyim. Imposition Man, Body Maintenance, Salem, Max Fry, Quannic, Buhran, Paris Texas, She Past Away, Nils Keppel… Çok daha fazla vardır kesin ama ama bunlar en takıntılı tekrarda dinlediklerim arasından aklıma gelenler.

Şimdi “Arkamda Gördüm”e daha yakından bakalım. EP’de dört parça var. Bunları bir araya getiren bir konsept, anlatı ya da dönemsel bütünlük olduğunu söyleyebilir miyiz? Parçaları yazarken içinde bulunduğun ruh hâlini ve zihinsel yoğunluğu nasıl hatırlıyorsun? Bu dönem EP’nin sözlerine ve sound’una nasıl sızdı?
EP’yi yazmaya Glymps’ten de önce başlamıştım. Aslında hayatın genelinde arayış içinde olduğum ve sürekli ama sürekli kendimi sorguladığım, her saniye kafamın içinde dönenlerle uğraştığım bir dönemdi. Sözler zaten tamamen bu dönemdeki sayıklamalarımdan ortaya çıkanlar. Biraz arayış, biraz farkındalık diyebilirim. Sanırım tüm şarkılarda da bu yüzden tekrarlı ve takıntılı şekildeler.
Sound olarak da bu arayış bence yansıyordur her şarkı içinde. En azından ben hâlâ hissedebiliyorum bu yansımayı. Müzikal olarak ise, tekrarlı sözler, distorsiyonlu gitarlar ve endüstriyel darkwave ritimler üzerinden melankolik ve içe dönük, melodik bir atmosfer var.
EP’de yer alan parçaları tek tek sorsam her biri için kısaca neler söylersin?
Uzakta: Albümün en post-punk şarkısı. altan aşırı yakıştı bu şarkıya ve bambaşka bir hava kattı.
Bir Gün Daha: Atmosferik ve hisli.
Naparsan Yap: Yine tekrarlayan sözler. Biraz daha endüstriyel bir sound.
Arkamda Gördüm: EP’deki en garage şarkı. Modu da en yüksek olan şarkı bu sanırım.
Yanıtların için çok teşekkür ederim. Söyleşimizi sonlandırırken, üretim takviminden biraz bahsedebilir misin? EP’yi takip eden tekliler ve yakın zamanda bir konser olacak mı?
Öncelikle altan ile yayımlayacağımız birkaç şarkı daha var. Çok daha farklı bir stil deneyeceğiz. O da ben de bayağı hevesliyiz o şarkılar için, yakında da bunlardan birini çıkaracağız. Sonrasında kendim bir EP daha yapacağım ama bu konuda kafamdakileri sound ve konsept açısından netleştiremedim, bunu zamana bırakacağım biraz. Konser için de gerçekten uğraşılmış bir canlı set istiyorum, o yüzden aceleci davranmak istemiyorum. Dolayısıyla, şimdilik bu konuda da biraz zamana ihtiyacım olduğunu söyleyebilirim.

Uzakta’yı ilk kez 27 Kasım 2025’te altan’ın Karga’daki konserine Glymps’in sürpriz konuk olarak katılmasıyla canlı dinleme şansı yakalamıştım. Dolayısıyla, bu parçayı ve beraber üretim sürecini altan’a da soruyor ve son sözü ona bırakıyorum.
Uzakta, Glymps ile yaptığımız ilk parça. Bana demoyu gönderdiğinde “Bu şarkı olur” dedim ve çok hızlı bir şekilde bitirdik. Genel prodüksiyon ona ait, ben ufak davul ve ritim düzenlemeleri yaptım. Bu parça sonrasında Glymps ile üretmeye devam ettik, kafalarımız uyuştu. Genel olarak daha elektronik, daha karanlık, hatta biraz breakbeat / drum and bass etkili işler yapacağız gibi görünüyor. Beklemede kalın 🙂
Söyleşi serisinin sonraki bölümlerinde hangi isimlerle bir araya gelmemizi istediğini Kara Kadans Instagram, Bluesky ve X hesaplarını takip ederek paylaşmayı unutma. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.




